🌟 Necip Fazıl Kısakürek Yılbaşı Sözleri
OsmanÖzsoy, Necip Fazıl'ın ölüm anını şöyle anlatıyor. "Tam 26 yıl önce yine gizemli bir Mayıs gecesinde, takvimlerin 25 Mayıs 1983 gece yarısını gösterdiği saatlerde, hastalığının ilerlediği dakikalarda yatağından hafifçe doğruldu, ela gözlerini pencereden dışarıya çevirdi, derin karanlığa baktı. Ne gördü
Busayfamızda büyük şair Necip Fazıl Kısakürek’ten en güzel sözleri hazırladık. Bu harika şairin harika sözlerini sevdiklerinizle face ve twitterdan paylaşabilirsiniz. NECİP FAZIL’IN HARİKA SÖZLERİ. Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.
NecipFazıl Kısakürek. Necip Fazıl Kısakürek. Kişiye göre davranacaksın, küçükIe küçük oIacaksın hatta; ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta. Necip Fazıl Kısakürek. İdrâk, idrâksizliğin idrâkini idrâktır! Necip Fazıl Kısakürek. Necip Fazıl Kısakürek.
Biz yılbaşında hediye getiren noel babanın değil, Miraç’tan ‘Namaz’ getiren; Hz.Muhammed (s.a.v.) in ÜMMETİYİZ ! Necip Fazıl Kısakürek “Zulüm yapanlara en ufak bir meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah`tan başka velileriniz de yoktur, sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd, 11/113)
NecipFazıl Kısakürek. Her Güne Bir Hadis. Cuma Mesajları - Bir Ayet Bir Hadis Bir Dua. PDF A4 Çıktı - Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler. Mübarek Gün ve Geceler. Muharrem Ayı ve Aşure Günü. Miraç Kandili. Şaban Ayı ve Berat Kandili. Kadir Gecesi.
NecipFazıl Kısakürek’in Sözleri ve anlamlarıyla sizinle. “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”. 3/ Çok sıkıldıysan hayattan bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; Yaşamak güzeldir. Bence bir insan düzenli olarak ayda 1 defa mezarlığa gitmesi gerekiyor.
Necip Fazıl Kısakürek' in en güzel sözlerini sizler için derledik. Büyük üstat Necip Fazıl Kısakürek' e ait en güzel sözler sizin için sayfamızda-Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar, Ne de şeytan bir günahı, Seni beklediğim kadar.-Sen çok sev de bırakıp giden yar utansın.-Ey gönül, gidenden ümidini kes
Uch5bK. Necip Fazıl Kısakürek Aşk Sözleri. Yaprak ağaçtan sıkılmıştı bahar bahaneydi. Kagan Altay Adli Kullanicinin Guzel Sozler Panosundaki Pin Guzel Soz Pırıltılar nağmeler Renklerle eriyorum fazıl kısakürek noel sözleri. Ustada kalırsa bu öksüz yapı Onu sürdürmeyen çırak utansın. Necip Fazıl Kısakürek Sözleri. Eski çınar şimdi Noel ağacı. Ey binbir tanede solmayan tek renk. En Güzel - Anlamlı ve Etkileyici Necip Fazıl Kısakürek Sözleri. Necip Fazıl Kısakürek Yılbaşı haramı masum gösterme çabasından ibaret uydurulmuş bir kılıftır. Necip Fazıl Kısakürekin manidar sözleri. Ustada kalırsa bu öksüz yapı Onu sürdürmeyen çırak utansın. Benim istediğimi Allah istemiyorsa konu kapanmıştır. Eski çınar şimdi Noel ağacı. Önceki İçerik Orhan Veli Kanık zeval şiiri sözleri Sonraki İçerik Orhan Veli Kanık mahallemdeki akşamlar şiiri sözleri. Necip Fazılın ilk tiyatro eseri Tohum 1935te yayımlanır ve Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konur. Hey gidi Küheylan koşmana bak sen. Aşk korkuya peçedir korku da aşka perde Allahtan nasıl korkmaz insan Onu sever de Geminin tek kaptanı olur gerisi mürettebattır. Yalnızlık Şiiri Orhan Veli Kanık. Bu güzel ve anlamlı sözleri kısa mesajla gönder ya da sosyal medyada paylaş tercih senin ne yapmak istersen onu yap. BİST 1404 -335 EURO 1037 123 USD 846 096 ALTIN 51436 138. Necip fazıl kısakürek sözleri hayatımızın bir çok alanında anlamlı ve güzel sözleri bir araya getiriyorBüyük yazar büyük üstad necip fazıl kısakürekin kendi ağzından ve kaleminden dökülen bu sözler gerçeklik ve doğruluk anlamında örnek teşkil ediyor. İşte Necip Fazıl Kısakürekin Kaldırımlar şiirinin sözleri. TBMM Genel Kurulunda Cumhurbaşkanı. Türk Edebiyatında önemli yere sahip olan Necip. Eski çınar şimdi Noel ağacı. Yılbaşı noel fişek Yeryüzünde özgürlük diye tepinir eşek. Necip Fazıl Kısakürek kimdir hayatı ve biyografisi. Ölümden ilerde varış dediğin Geride ne varsa bırak utansın. Örümcek Ağı - Necip Fazıl Kısakürek - Şairler ve Şiirleri. Necip Fazıldan Yaşama derinlik katan imbikten geçirilmiş sözler. Örümcek Ağı nedir. Bаbаsı o sırаdа hukuk öğrencisi olаn ve dаhа sonrаki yıllаrdа Bursаdа âzâ mülаzımlığı Gebze sаvcılığı ve Kаdıköy hâkimliği görevlerinde bulunаn hukukçu Abdülbаki Fаzıl Bey. Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar. Necip Fazıl Kısakürek haberleri en güncel gelişmeler ve son dakika haberler. Dallarda iğreti yaprak utansın. Örümcek Ağı hakkında bilgi. Necip Fazıl Kısakürek Tüɾk şaiɾ ɾomancı oyun yazaɾı ve İslamcı ideolog1904 yılındа İstаnbuldа Mаrаşlı bir аilenin oğlu olаrаk dünyаyа geldi. Sırma renginde pislik dünyanın süsü pusu bende tek aziz eşya annemin başörtüsü. Ölümden ilerde varış dediğin Geride ne varsa bırak utansın. Necip Fazıl Kısakürek Kayıt Tarihi. Çatlarsan doğuran kısrak utansın. Hedefe varmayan mızrak utansın. 24 yaşında yazdığı Kaldırımlar şiiri ile adı duyulmaya başlanmıştır. İslamın dışı Şeriat içi Tasavvuf Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz İyi insanlar iyi atlara bindiler gittiler Bütün sevdiklerin elden gittiyse O var. Necip Fazıl Kısakürek hayatı Ünlü Türk Edebiyatının Muhafazakarlarından şair hikaye ve piyes yazarı gazeteci ve düşünür Necip Fazıl Kısakürek 26 Mayıs 1905 yılında İstanbulda dünyaya geldi. Ey binbir tanede solmayan tek renk. Örümcek Ağı - necip fazıl kısakürek örümcek ağı şiirinin incelenmesi makalesi haberleri Örümcek Ağı vikipedi. Ne de şeytan bir günahı seni beklediğim kadar. Şiirde gaye kökte Allah ve mutlak hakikat olarak dalda sırrılık ve remziliktir. Her kahkaha da Allaha şükretmiyorsan neden her ağladığında ona kızıyorsun. Necip Fazıl Kısakürek Sözleri. Ölümden ilerde varış dediğin Geride ne varsa bırak utansın. Ve ruhları kuru havuz beyinleri çöp tenekesi insanlar. Trent Parke Sidney Opera Binası ve Yağmur Avustralya 1999. Necip Fazıl Kısakürek 7 Hristiyan bir danaya ortak girmedikçe. Büyük Üstad Necip Fazıl Kısakürekin yazı ve şiirlerinden alıntılanan bazı sözlerinden bir demet sunuyoruz. Bu harika sitede bu ve buna benzer daha birçok güzel söz bulunmaktadır. Bu sayfada size Necip Fazıl Kısakürek sözleri hazırladık. Üstad Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 yılında İstanbulda hayata veda edip Eyüp Sultan Mezarlığına defnedildi. Dallarda iğreti yaprak utansın. Tohum saç bitmezse toprak utansın. Dışardan bana neler Getirir pervaneler. Yalnızlık bir fenerse Ben de içindeki mum Onu billur bir kâse Gibi doldurur nurum. 3455 likes 86 talking about this. Ustada kalırsa bu öksüz yapı Onu sürdürmeyen çırak utansın. Yalnızlık Necip Fazıl Kısakürek. Örümcek Ağı tanımı anlamı nedir. Komik yılbaşı sözleri ve mesajları. Tam adı Ahmet Necip Fazıl Kısakürek olan Türk şâir yazar ve düşünür. Dallarda iğreti yaprak utansın. Necip Fazil Kisakurek Utansin Siiri Utansin Eski Cinar Simdi Noel Agaci Dallarda Igreti Yaprak Utansin Ustad Words Incoming Call Screenshot Incoming Call Bulent Can Adli Kullanicinin Dualar Panosundaki Pin Ozlu Sozler Guzel Soz Dualar Necip Fazil Kisakurek Sozleri 5 Words Turkish Quotes Words Of Wisdom Noel Yilbasi Noelbaba Ozlu Sozler Guzel Soz Din Ilham Verici Sozler Guzel Soz Dualar Okuryazamazz Adli Kullanicinin Guzel Sozler Panosundaki Pin Guzel Soz Edebiyat Ozlu Sozler Sozler Corek Otu Yagi Com Necip Fazil Kisakuregin En Guzel Resimli Sozleri Ustatlarin Ustadi Famous Quotes Islam Sayings Necip Fazil Kisakurek Sefiller Ilham Verici Sozler Yazarlar Arsizliga Cesaret Zinaya Ask Dediler Bir Neslin Ahlakini Iste Boyle Yediler Demis Necip Fazil Kisakurek Guzel Soz Ozlu Sozler Edebiyat Necip Fazil Kisakurek Ilham Verici Sozler Ilham Verici Ilham Necip Fazil Kisakurek Sozleri Resimli Guzel Sozler Kuaza Words Words Of Wisdom Quotes 7 Hristiyan Bir Danaya Ortak Girmedikce Cam Agaci Suslemem Necip Fazil Kisakurek Sozler Anlamlisozler Guzel Ilham Verici Sozler Guzel Soz Ozlu Sozler Feyzanur Esmek Adli Kullanicinin Necip Fazil Kisakurek Panosundaki Pin Guzel Soz Tintin Edebiyat Necip Fazil Kisakurek Ozlu Sozler Guzel Soz Sanatci Sozleri Necip Fazil Kisakurek Sozleri Resimli Guzel Sozler Kuaza Good Sentences Quotes Reading Poems Necip Fazil Kisakurek Ozlu Sozler Guzel Soz Ilahm Veren Alintilar Necip Fazil Kisakurek Necip Fazil Kisakurek Yazar Sozleri Guzel Soz Ozlu Sozler Necip Fazil Kisakurek Sozleri Resimli Guzel Sozler 1 Gul Sarioglu Fazil Gul Guzel Kisakurek Necip Re Inspirational Quotes Favorite Words Quotations
Türk Edebiyat tarihinin önemli isimlerinden olan Necip Fazıl Kısakürek, ölümünün 34. yılında anılıyor. İşte Necip Fazıl Kısakürek'in hayat hikayesi, Necip Fazıl Kısakürek sözleri ve en güzel Necip Fazıl Kısakürek şiirleri... NECİP FAZIL KISAKÜREK KİMDİR? Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Eğitim hayatını Fransız Frerler Mektebi'nde, Amerikan Koleji'nde, Emin Efendi Mahalle Mektebi'nde, Rehber-i İttihat Mektebi, Büyük Reşit Paşa Mektebi, Aydınlı Köyü'nün ilk mektebinde ve Heybeliada Numune Mektebi'nde tamamladı. Adından 1916 yılında günümüzdeki Deniz Harp Okulu olan Mekteb-i Fünûn-ı Bahriye-i Şâhâne'de eğitim gören Kısakürek, beş yıl boyunca bu okulda öğrenim gördü ve okulda Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Akseki gibi Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi tanınmış isimler görev alıyordu. Türk şiir ve düşünce hayatında birbirlerine zıt olan Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet Ran, aynı okulda okumuşlardır. Necip Fazıl Kısakürek, Bahriye Mektebi'nde öğrenim gördüğü sırada şiir ile ilgilenmeye başladı ve "Nihal" adında haftalık bir dergi çıkarmaya başladı. Okuduğu okulda İngilizce öğrendi ve "Lord Byron, Oscar Wilde, Shakespeare" gibi yazarların eserlerini orjinal dilde okudu. Ahmet Necip olan adının "Necip Fazıl" olması da bu okulda gerçekleşmiştir. 1934 yılı, Necip Fazıl Kısakürek için bir dönüm noktasıdır. 1934 yılında bir Nakşi şeyhi olan Abdülhakim Arvasi ile tanışan Kısakürek, Abdülhakim Arvasi ile yaptığı sohbetleri sayesinde ciddi bir fikir ve zihniyet dönüşümü yaşadı ve bu tanışmayı kendisine milat olarak kabul etti. Bu tanışmanın ardından Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerinde tasavvufi düşüncenin izlerine rastlandı. Aynı zamanda bu tanışmayla birlikte yeni düşünce sisteminin ilk önemli eseri olan "Tohum" adlı tiyatro oyununu yazdı. 1936’da bir kültür–sanat dergisi olan "Ağaç Mecmuası"nı yayınlamaya başlayan Kısakürek, başarı yakaladı ve dergi Ankara'dan sonra İstanbul'da da çıkarılmaya başlandı. Dergiye Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı gibi önemli edebiyatçılar katkı sağladı. Bir kısmı İş Bankası tarafından finanse edilen dergi, 16 sayı sürdü. 1937 yılında tamamladığı “Bir Adam Yaratmak” adlı piyesi ilk defa 1937-38 tiyatro sezonunda, İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye kondu ve büyük ilgi yarattı. Hayatı boyunca birçok esere imza atan Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983 tarihinde 78 yaşındayken İstanbul'da hayatını kaybetti. EN GÜZEL NECİP FAZIL KISAKÜREK ŞİİRLERİ Beklenen Ne hasta bekler sabahı,Ne taze ölüyü de şeytan, bir günahı,Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni,Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeniGelme, artık neye yarar? Kaldırımlar Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan karanlığa saplanan noktasında,Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi... II Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,Erimiş ruhlarınız bir derdin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin kafatasında. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz. Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kaldırımlar kadar seni anlayan olur...Ne senin anladığın kadar, kaldırımları... III Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,Vecd içinde başı dik, hayalini gözlerine, bir ân, gözüm değince,Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der. Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp. Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı. Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı,Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan... Aç Kapıyı Aç kapıyı haber var, Ötenin şarkılar, Kurtuluş bestesinden. Biz geldik, bilen gönül devşirilsin,Sonsuzluk destesinden. Çile Gâiblerden bir ses geldi Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde... Pencereye koştum Kızıl kıyamet!Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı. Ateşten zehrini tattım bu okun. Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı. Bir bardak su gibi çalkandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al sana rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk! Ensemin örsünde bir demir balyoz,Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye. Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; Mekânı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kâinat muşamba dekor,Bütün bir insanlık yalana teslim. Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam! Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,Benliğim bir kazan ve aklım kepçe. Deliler köyünden bir menzil aşkın,Her fikir içimde bir çift kelepçe. Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl? Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selâm, selâm sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci kat gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç! Uyku, kaatillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak. Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle... Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence. Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden! Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık. Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde?Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehirli kıymık gibi, beynimde. Lûgat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar, söyleyin bana, ben kimim? Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan muhacir, eşyadan öksüz? Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı! Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış. Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine,Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin. Açıl susam açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mâverâ dede. Yandı sırça saray, ilâhî yapı, Binbir âvizeyle uçsuz maddede. Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. İçiçe mimarî, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur! Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu. Kaçır beni âhenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman saman yolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim. Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak... NECİP FAZIL KISAKÜREK SÖZLERİ ● Allah’ım! Senden ne gelecekse gelsin. Sen ki Rahmetinle de kahrınla da güzelsin.. ● Ağlayabilseydiniz; anlayabilirdiniz… ● Çile çekmeyen insandan adam olmaz.. ● Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor! ● Konuşsam dilim yanar, sussam kalbim. ● Geçti, isteme gelmeni, yokluğunda buldum seni. ● Bir tohumda; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir. ● Gözler, ya merhamet ya da neferetin ışıldadığı bir kandildir. ● Her ağızda her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı. ● Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse, her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse. ● Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan, sen öp seccadem.
Yazıda Ne Var?1 Necip Fazıl Kısakürek Eserleri, Şiirleri ve Necip Fazıl Kısakürek Necip Fazıl Kısakürek Necip Fazıl Kısakürek Sözleri Sayfamız Necip Fazıl Kısakürek Eserleri, Şiirleri ve Sözleri içeriklerinden oluşmaktadır. Necip Fazıl Kısakürek hakkında sizde sayfamıza bilgiler eklemek isterseniz, aşağıda bulunan yorum bölümünden bilgi ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz…Hece Ölçüsü Nasıl Bulunur, Özellikleri NelerdirSimyacı Kitap Özeti, İncelemesi, Karakter AnaliziTürk Dil Bayramı Sözleri ve Mesajları, Dil Bayramı Nedir? Necip Fazıl Kısakürek Eserleri, Şiirleri ve Sözleri Necip Fazıl Kısakürek Kimdir kısaca bahsedersek ünlü şair 26 Mayıs 1905’te İstanbul’da doğdu. Necip Fazıl, çocukluğunu dedesinin Çemberlitaş’taki konağında geçirdi. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. 1924’te Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nde okudu. İstanbul’da çeşitli bankalarda çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde hocalık yaptı. İlk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlanan Necip Fazıl, Millî Mecmua, Varlık, Hayat gibi dergilerde şiirlerini yayımlatmış; Son Posta ve İstanbul gazetelerinde yazarlık yapmıştır. 1943-1971 yılları arasında Büyük Doğu dergisini çıkardı. 1980 yılında Türk Edebiyatı Vakfı tarafından kendisine Sultanü’ş-Şuarâ ünvanı verilmiştir. 25 Mayıs 1983’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Necip Fazıl Kısakürek Eserleri Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil, Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabır Taşı, Namık Kemâl, Çerçeve, Para, Vatan Şairi Nâmık Kemâl, Müdafaa, Halkadan Pırıltılar, Nam, Çöle İnen Nur, 101 Hadis, Maskenizi Yırtıyorum, Sonsuzluk Kervanı, Cinnet Mustatili, Mektubat’tan Seçmeler, At’a Senfoni, Büyük Doğu’ya Doğru, Altun Halka, O ki O Yüzden Varız, Her Cephesiyle Komünizm, Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri, Ahşap Konak, Reis Bey, Siyah Pelerinli Adam, Hazret, İman ve Aksiyon, Ruh Burkuntularından Hikayeler, Büyük Kapı, Ulu Hakan II. Abdülhamid Han, [Devamı]Bir Pırıltı Binbir Işık, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar I, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar II, Büyük Kapı’ya Ek, İki Hitabe Ayasofya / Mehmetçik, El Mevahibü’l Ledüniyye, Vahidüddin, İdeolocya Örgüsü, Türkiye’nin Manzarası, Tanrı Kulundan Dinlediklerim I, Benim Gözümde Menderes, Yeniçeri, Kanlı Sarık, Hikayelerim, Nur Harmanı, Reşahat, Senaryo Romanları, Moskof, Hazret, Esselâm, Hac, Çile, Rabıta, Başbuğ Velilerden 33, O ve Ben, Bâbıâli, Hitabeler, Mukaddes Emanet, İhtilal, Sahte Kahramanlar, Veliler Ordusundan 333, Aynadaki Yalan, İman ve İslâm Atlası, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Tasavvuf Bahçeleri, Kafa Kâğıdı, Hesaplaşma, Dünya Bir İnkılâp Bekliyor, Mümin, Öfke ve Hiciv, Hâdiselerin Muhasebesi 1, Püf Noktası Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Beklenen Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar… Ayrılık Vakti Akşamı getiren sesleri dinle Dinle de gönlümü alıver gitsin Saçlarımdan tutup kor gözlerinle Yaşlı gözlerime dalıver gitsin Güneşle köye in, beni bırak da Küçüle küçüle kaybol ırakta Şu yolu dönerken arkana bak da Köşede bir lahza kalıver gitsin Ümidim yılların seline düştü Saçının en titrek teline düştü Kuru yaprak gibi eline düştü İstersen rüzgâra salıver gitsin Bu Yağmur Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince, Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur. Bu yağmur, bu yağmur bir gün dinince, Aynalar yüzümü tanımaz olur. Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik, Tenimde acısız yatan bir bıçak. Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik, Dayandıkça çisil çisil yağacak. Bu yağmur delilik vehminden üstün, Karanlık, kovulmaz düşüncelerden. Cinlerin beynimde yaptığı düğün, Sulardan, seslerden ve gecelerden… Kaldırımlar Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler… Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi… II Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi, Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi, Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri, Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında. Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin kafatasında. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz. Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları. Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur… Ne senin anladığın kadar, kaldırımları… III Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece, Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler. Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince, Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der. Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de, Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp. Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de, Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp. Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım, Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı. Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı, Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan… Gurbet Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet! Hep Bu Ayak Sesleri Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri, Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri, Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime, Bir eski çıban gibi işliyor içerime, Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan, Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan, Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırtılar! Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar, Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden, Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden, Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu, Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım, Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya, Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya Aynalar Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; İşte yakalandık, kelepçelendik! Çıktınız umulmaz anda karsıma, Başımın tokmağı indi başıma. Suratımda her suç bir ayrı imza, Benmişim kendime en büyük ceza! Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme! Acı, hapsettiğin sefil gölgeme! Nur topu günlerin kanına girdim. Kutsi emaneti yedim, bitirdim. Doğmaz güneşlere bağlandı vade; Dişlerinde, köpek nefsin, irade. Günah, günah, hasat yerinde demet; Merhamet, sucumdan aşkın merhamet! Olur mu, dünyaya indirsem kepenk Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk? Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; Beni beklemeyin, o bir hevesti; Gelemem, aynalar yolumu kesti. Necip Fazıl Kısakürek Sözleri Kefenimizden evvel çürüyoruz. İslam’ın dışı Şeriat, içi Tasavvuf… Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz… İyi insanlar iyi atlara bindiler, gittiler… Bütün sevdiklerin elden gittiyse, “O” var. Ve ruhları kuru havuz, beyinleri çöp tenekesi insanlar… Aydınlık yolu herkes bulur, mesele karanlık yolda ışık aramak. Ayasofya açılmalıdır! Türkün kapanık bahtıyla beraber açılmalıdır!.. Göze yasak olmaz, derler ama galiba en büyük ve en ince yasak gözedir… Yalnızlığımı gidermek için aldığım her tedbir, yalnızlığımı çoğaltmak oluyor. Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! Ne tabutu taşıyan, nede toprağı kazan…! Bir gemi arıyorum, pusulası imandan. Alıp götürsün beni bu hüzün dolu limandan… Güzel Allah’ım, senden ne gelecekse gelsin; sen ki, rahmetinle de kahrınla da güzelsin… Söyle bakalım, bu memleket bir gün batarsa ne yüzden batacak?.. Ah…lâk…sız…lık…tan! Bir insanın göğsünde iki kalb yoktur ki, birini dünyaya yöneltsin de öbürünü Allah’a versin. Abdülhakim Efendi Hazretlerinin şu güzel sözlerine dikkat; “İlim cehaleti kaldırır, fakat ahmaklığa bir şey yapamaz… Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız. Merhamet o kadar İslam’ın şiarıdır ki, gerçek ve derin mü’minde onun özentisi, şamatası edebiyatı yok, yalnız hakikati vardır. Şüphe, müthiş bir şey!… Allah’tan başka her şeyden şüphe… Gördüğün, işittiğin, kokladığın, tattığın, dokunduğun her şeyden şüphe… Emniyet hissini aldığın her şeyden şüphe. Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! Eski çınar şimdi Noel ağacı; Dallarda iğreti yaprak utansın! Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın! Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın! Ey bin bir tanede solmayan tek renk; Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Özenle derlediğimiz en güzel Necip Fazıl Kısakürek sözleri burada. Ayrıca Necip Fazıl Kısakürek’e ait resimli sözler ve şiirlerine de sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Allahım, Bizi hem af, hem adam et. Allah dostu odur ki nefsine tek pay biçmez. Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez. Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum. Allah, Izdırabını çektirmediği şeyin, nimetini vermez. Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur! Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir. Anladım işi; San’at ALLAH ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış. ALLAH de ve sus! Başka hiçbir şey söylemeye değmez. Arı bal yapar, fakat balı izah edemez. Ağlayabilmek için ille yılanlı kuyuya düşmek mi lazım? Asıl Dünya’nın en korkunç bir yılanlı kuyu olduğunu anlamak yetmez mi? Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur. Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur. Beni kimsecikler okşamaz madem. Öp beni alnımdan, sen öp seccadem. Bir namazım, bir duam, bir de eski seccadem. Hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermayem. Bu gidişle utanmaktan utanan bir nesil gelecek. Bir hadiseyi düşünebilmek için filozof olmaktan başka çare görmemek, düşünme hakkından vazgeçmek değil midir? Ben, haritada deniz görmüş boğulmuş. Dokuz köyün sahibi dokuz köyden kovulmuş. Bir hoşçakala sığdırdı beni, yere göğe sığdıramadığım. Bu hayatı fazla ciddiye almayın, nasıl olsa içinden sağ çıkamayacaksınız. Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım, bu çöpleri ise ancak; kediler ve köpekler karıştırır. Biz; Ayakları şişene kadar namaz kılan Peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.. Benim geçmişim bir çöplüktür, çöplüğü ancak kediler ve köpekler karıştırır. Bir tohumda; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir. Ben Türkiye’yi yerin üstündeki 35 milyon ölünün değil, yerin altındaki 35 milyon dirinin koruduğuna inanırım. Biz hohlaya hohlaya buz dağlarını erittik; şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor. Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu? Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. Dostlarımı hiçbir zaman satmadım, çünkü hepsi beş para etmez çıktılar. Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık. Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık. Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu? Dipsiz hasrete tuzak, en yakınken en uzak, tadı zehrinde erzak; KADIN! Dünya öküzün üstünde derler ama; Dünya’nın üstünde nice öküzler bilirim. Eklense de başıma, dünyada kaç baş varsa. Başım, onların hepsi için secdeye varsa. Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın. Farkı yok, mantarlaşmış bir kayadan, derimin; Yüzümde çizgi çizgi, imzası kaderimin. Fikir besler, siyaset öldürür. Siyaset, fikrin kendisi değil; posasıdır. Tahtadan yapılmış bir uzun kutu, baş tarafı geniş, ayak ucu dar, çakanlar bilir ki bu boş tabutu, bir gün kendileri dolduracaklar. Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum. Kalacak kim var ki dost tomarından, O’ var sana daha yakın şah damarından. Kadın; Hristiyanlıkta yol kesici bir engel, islamda ise yol açıcı bir kanattır. Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür. Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür. Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor. Ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz. Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim. Görevi olmasaydı, sol elimi keserdim. İmanın ticaretini yapanda, iman arama! İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kafidir. İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur. İslamiyet avrupadan gelse müslüman olacaksınız. İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu. Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri. Gözler, ya merhamet ya da neferetin ışıldadığı bir kandildir. Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum! Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür. Sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür. Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter? Böyle gelebiliyor musun? Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten; Affet, senden habersiz kaldığım her nefesten.. Olunmayacak herşeyle olabilecek herşeyin kefalet ve keyfiyeti islamda, herşey islamda! Ölüden haber gelmiş, diri okur anlamaz.. Sorsan herkes müslüman, ne şükür var ne namaz.. Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; İlk yarısının hasretiyle geçer. Öyle insanlar vardır ki lağıma düşseler lağımı kirletirler. Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber? Öyle bir devim ki, hakikatte pireyim. Bir delik gösterin de utancımdan gireyim. Parası olan pazardan, İmanı olan mezardan korkmaz.. Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum! Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar. Onu İstanbul’ diye toprağa kondurmuşlar. Ruh, dal budak salmış bir ağaç gibi göz önünde bulunan hakikatlerde değil, en derin ve en gizli yerdedir Ruh, insanın tohumudur. Sonum yokluk olsa, bu varlık niye? Seni aramam için beni uzağa attın! Alemi benim, beni kendin için yarattın! Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam. Alıp beni götürsün, tam 4 inanmış adam. Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir. Sen ki, beş vakit namaz kibriyle ferahtasın, Günahın yok sanırken en büyük günahtasın! Sonunda “eyvah” diyeceğin şeylere, başında “eyvallah” deme. Sabır; İncecik Sırat; Murat İçinde Murat.. Sabır HAKK’ a Tevekkül; Sabır HAKK’ a İtimat.. Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam; Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam. Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir. Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı. Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı. Kâfirler Müslümanlığı bizim bu hâlimiz sanıyor, fakat biz Müslümanlığı kendi hâlimiz sanırsak Allah’a ve Resulu’ne iftira etmiş oluruz! Konuşsam dilim yanar.. Sussam kalbim… Mecnun olup Leyla için çöller aşmıssın ne fayda.. Mûmîn olup Mevla için secdeye varmadıktan sonra.. Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler. Marifetli hokkabaz başını kaldır da bak. Gökte bir oynayan var yıldızlarla kaydırak. Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık; Anla ki, yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık. Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır. Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, İMANINI göster. Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar. Hayırlı eş; Allah’ın kuluna özel bir ikramıdır. Hayırsız eş ise Dünya’nın en ağır imtihanıdır. Her kahkahanda rabbine şükretmiyorsan neden her ağlamanda ona kızıyorsun. Hiçbir şey namazla bitmez her şey namazla başlar. Helal ile beslersen çocuğunu Hürmet ile öder borcunu, Haram ile beslersen o’nu Hakaret ile öder borcunu. Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükûta sebep? Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret; Ebedi bir yaşam için gayret yok hayret! Veren de “O” Alan da ”O”, Nedir senden gidecek? Telaşını gören de, “CAN” Senin zannedecek. Yalan söylemek beceri ister. Biz de becerikli insanlara aşık oluruz. Yarın elbet bizim, elbet bizimdir; Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir! Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. Yaprak sıkılmıştı ağaçtan, bahane idi sonbahar. Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın. Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, içimde dövünüp ağlama gurbet! Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır. Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri İçin Tıklayın
Necip Fazıl Kısakürek sözleri ile güzel sözler yazılarımıza devam ediyoruz. Ünlülerin yer aldığı kategorimizde sizlere bugün Necip Fazıl Kısakürek’in söylemiş olduğu özlü sözler yer almakta. Türkiye’nin en ünlü isimlerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek zamanında söylediği özlü ve güzel sözler aşağıdadır. Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana… Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de, can senin zannedecek. Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar. İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar. Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam? Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum. Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz. Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin,doymak bilmeyen ümmetiyiz . Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır. Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı? Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten. Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; yaşamak güzeldir. Ölüm her aklına geldiğinde ah’ edip vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın. Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin. Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline. Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini… Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam? Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor… Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz… Öyle ucuz değil gül koklamak… Gül tutan ele diken batmalı… Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı! Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa; gönülden düşen insan da unutulmaya mahkûmdur. Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; ilk yarısının hasretiyle geçer. Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil. Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık. Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir. Benimki benim, seninki de senin! Bu şeriattır… ”Seninki senin, benimki de senin! Bu tarikattır… Ne benimki benim ne de seninki senin herşey Allah’ın! Bu da hakikattir! Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir! Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa. Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem. İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar. İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen. Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim! Geçti, istemem gelmeni yokluğunda buldum seni. Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum. Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık. Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ruhumuzu’ kilitlediler; ruhumuzu kilitlemek için Ayasofya’yı kilitlediler! Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; zift dolu gözlerde karanlık kat kat… Yalnız seccademin yününde şefkat; beni kimsecikler okşamaz madem; öp beni alnımdan, sen öp seccadem! Bir idamlık Ali vardı, asıldı; kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil… Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; iki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler. Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür. Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor… İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork. Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur! Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın… Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım. Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar? Ömür ağaç dalında savrulan bir yapraktır; ne kadar genç olursan ol sonun kara topraktır! Yüz daha versen yüz uman yüzler bilirim… Yokuşlara kardeş olan düzler bilirim… Dünya öküzün üstünde derler ama dünyanın üstünde nice öküzler bilirim! İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır… Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, diğer yarısını da uyutularak… Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir. Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken… Ya kazanırken, ya da kazandığını yerken. Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerde olacağını sen belirle… Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü; nefsim doymamaktan dünyaya küstü. Yalnızım diye üzülmüyorum… Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz… İçimizde bu kadar perişan hale getirilmeseydik; dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık. Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anladım ki yok Allahtan başkasına yakınlık… Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz. Önüne gelenle değil, seninle ölüme gelenle beraber ol. Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir. Anladım işi; san ’at Allah ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış… Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti, iyi insanlar iyi atlara binip gitti. Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım, bu çöpleri ise ancak; kediler ve köpekler karıştırır! Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan. Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan… Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın! Allah bir! Demektense ecel teri dökerken; ölüversem, beklenmez anda Allah bir erken… Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum. Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici? Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür! Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür… İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kâfidir… Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar. Sokak lambası gibi olma ey yar. Kime yandığın belli olsun. Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye. Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu! Ölürsün kapanır yollar geriye ben mezarla sırdaş olur, beklerim varılmaz hayale işaret diye toprağında bir taş olur beklerim. Yön yön sarılmışım ne yana baksam, sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkâr rebam, geçip de aynaya soran olmaz mı? Diyorlar bana, kalsın şiirde sözde yerde, sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde. Her ağızda, her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı! Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür… Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür. Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı! Hayatın çilesine tahammül gerek, değil mi ki sefa ile cefa müşterek. Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek… Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar; ne kendisine yar, ne kimseye yar, bir rüya uğrunda ben diyar diyar, gölgemin peşinden yürür giderim. Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürüm de adına leke sürdürmem, gururdur namustur bayrak ve sancak, aksa da kanım zalimi güldürmem! Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor! Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla. Kişiye göre davranacaksın, küçükle küçük olacaksın hatta ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta… Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Mademki yükseliş var, iniş olmaz olur mu? Patiska kefen çürük teneşir isli kazan. Minarede “ölü var!” diye bir acı sala… Er kişi niyetine saf saf namaz… Ne ala! Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala! Ne tabutu taşıyan ne de toprağı kazan… Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim, namaz vaktinden başka, anını gözlediğim. Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, imanını göster. Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, neden her ağladığında o’na kızıyorsun? Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat; ona yastıkta değil, secde yerinde rahat… Kula kulluk etme! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa unutulursun. İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu. Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu? Bize yobaz diyorlar, haberin yok mu? Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de, aşağılıktır. Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek. Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri. Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz. Soruldu mu ne bilirsin diye; ”haddimi bilirim” soruldu mu ne istersin diye; “haddimi bilir, hakkımı isterim” demeli… Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat. Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat. Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana. Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var! Sonunda eyvah’ diyeceğin şeylere, başında eyvallah’ deme. Pişman ol fakat pişman ölme. Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; affı sigortalayan hayâsızdan korkulur… Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım; nihayet döne döne aynı noktaya vardım. Ellerime uzanan dudakları tepeyim, Allah diyen gel seni ayağından öpeyim! Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda. Ayağın taşa takıldığında “Allah kahretsin” bile dememelisin, dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var… Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin! Kadından kendisinde olmayanı isteriz; hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem. Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır. An oluyor bir garip duyguya varıyorum; ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum? Verirler ” ben acizim, kudret senin” dedikçe… Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe… Payımıza sükût düştüğünden beridir, kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk. Necip Fazıl’a sormuşlar “neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz?” “Benim için yanan bir tek o var” demiş… Keşke ben Allah kelimesinden başka, ağzından tek söz bile çıkmayan bir dilsiz olsaydım! Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu. Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; beni beklemeyin, o bir hevesti; gelemem, aynalar yolumu kesti. Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın. Cevabımın şiddetinden susuyorum! Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, sanki kulağıma gaipten bir ses buluşmalar kaldı mahşere diyor. Fikrin olduğu her yerde şiddet, operatörün neşteri gibi bir nimet, olmadığı yerde de katilin bıçağı şeklinde bir afettir. Öyle insanlar vardır ki; lağıma düşseler, lağımı kirletirler. Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette! Sevdalın şu dağı del dese, koşar, delersin! İş Allah’a geldi mi, gücün yok, sendelersin! Hayatın çilesine tahammül gerek, değil mi ki sefa ile cefa müşterek? Sizce ağlamak için göz yaşı Mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek… Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü peygamber! Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım, mukaddes emanetin dönmez davacısıyım! Sizde olan tükenir onda olan sonsuz, feza sizin olsa ne yapacaksınız onsuz. Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var! Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır. Hayat dediğin Allah için değilse, ne çıkar hayat önünde eğilse. Sanma oruç, bu akşam tıklım tıklım ye diye; bu akşam, yarın oruç tutabilmek için ye. Sabırda pişer koruk, yerle bir olur doruk. sabır, sabır ve sabır, işte Kur’an da buyruk . Haram kazanılan aş, aşıdan sayılmaz… Hak için akmayan yaş, yaştan ayılmaz. Kişi, başım var diye övünmesin; secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz. Düşünüyorum O’ndan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı? Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü, bende tek aziz eşya annemin başörtüsü… Biz bize gerici diyenlere ancak deh demek için gerideyiz… Nöbet sende diye aldanma sakın, zannetme bakidir devranın senin! Bir gün bizim köye yolun düşerse, boynuna asılır fermanın senin! Ey Müslüman, sana düşen nimet sadece çile… Uyumamak ve düşünmeye memur olmak… Bu çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını ve yorganını satardın! Gideriz, nur yolu izde gideriz, taş bağırda, sular dizde, gideriz, bir gün akşam olur, biz de gideriz, kalır dudaklarda şarkımız bizim. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır… Ama İstanbul’u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır. İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal. Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz. Bir önceki güzel sözümüz olan Başsağlığı Sözleri başlıklı yazımızda başsağlığı, başsağlığı mesajları ve başsağlığı sözleri gibi etiketlerin yer aldığı sözler bulunmaktadır.
necip fazıl kısakürek yılbaşı sözleri