🦊 Hiçbir Şey Demeden Giden Erkek

4. Aşka küsmüş erkek karizması. Aslında yoktur ancak erkeklerin hemen hemen hepsi böyle bir karizmanın olduğuna inanır. Kızlara “ben çok darbeler aldım, artık aşka inanmıyorum” demenin bütün kızları histerik bir şekilde etkileyeceğini düşünmektedirler. Gizem adamı kavramının altında yatan karizmatik anlayış budur. Hiçbir şey demeden beni dinlemeye devam etti. Tekrar ama daha vurgulu bir biçimde “Kimsenin gülmediği karikatürler çıksın” dedim. “Öyle deme Umut, ben çok gülüyorum, sınıftan arkadaşım Meryem’e de sordum; karikatürlerinin yazılarını okumuyor, sadece resimlerine bakıyormuş ama o da çok gülüyormuş” dedi. Altıncısı EZLN, “zapatistalar” adını vakarla taşıyan, EZLN’yle sivil ve barışçıl kardeşlik ilişkisine değer veren ve kendilerini mücadelemizi teşvik eden ilkelerle uyum içinde var eden Cephe’li kadın ve erkek yoldaşlarımızın emeğinin ve fedakarlıklarının farkındadır ve buna değer vermektedir. Siktir et geçer dediğim, hiçbir şey geçmedi. Tutuşsun gün yansın geceler, vaktimiz varken. Hep senli hayaller kurdum, hepsi üzerime yıkıldı. İnsan derdine kadar koyarmış rakıyı. Afiyet olsun. Kalbi güzel olanın, gözünden yaş eksik olmazmış. Küs müyüz deyişine barıştığım insanlar var benim. Koray Avcı Aşk Sözleri Ortadahiçbir sorun yoktu gayet güzel anlaşıyorduk ama o hiçbir şey söylemeden, hiçbir açıklama yapmadan, mesaj atmadan çekip gitti. Neden?Bunu hem kadınlar Birerkek neden bir şey demeden gider ? Bi erkek neden bişey demeden gider ? Fikirlerinizi alayım. Bitti bile demeden neden gider. 2 dk önce bana hayatımın anlamı diyip 2 dk sonra olan olay ? durduk yere. astrojurnal .!.: neden sizinle ilgilenmeyen birine böyle bir mesaj atma isteği ? adam zaten umursasa şimdiye ilişkiniz başlamıştı. attığınız mesajı okuyup "of bu da amme kafa ütüledi" diyecek. ben kadın olarak umursamadığım bir erkek tutup böyle bir mesaj atsa aynısını derim. ilgisiz bir insan için oturup mesaj yazmayı 4AEjo. Haberler > İçinde Aşkın Çok Başka Hallerini Barındıran 10 Kısa Hikaye - 1510 - 1331 Aşk, sevgili, vs. bunlar ne güzel şeyler değil mi? Bilmeyen için evet, ama işin aslını biliyorsanız huzur bulmanız çok zor. Sizi huzursuz etmeye geldik. 1. Ufacık işaretlerden aşk damıtan zalım kanka -Olm derste ona bakarken yakaladı lan beni?-Ee ne yaptı?-Gülümsedi olm resmen aşık bu kız sana!-Yok be olm, arkadaş gibi gülümsedi, sen olsan sana da safsın olm kız resmen mesajı vermiş işte daha ne yapsın lan?-Gerçi geçen gün kırtasiyede koluma girip “aynı defterden bana da alır mısın” yuh artık! kızın bir “beni al” demediği kalmış sen hala mal gibi olm iki saniye koluma girdi çıktı be!-Olm kola girmeler, gülmeler daha ne yapsın kız? başka hangi kız yapıyor bunları sana?-…. haklısın başka tabi olm, kız sana rahat kesik, vakit kaybetme derim ben yoksa kuş misin lan?-Tabi olm, şu an seni bekliyor kız tüm mesajları vermiş. -Konuşayım lan ben, beklemeyeyim daha...***-Selam Merve ne haber-Nolsun ya dersler falan işte-Ya bir şey diyeceğim sana ama…-De-Ben galiba senden ay Melih, ben seni arkadaş gibi görüyorum ya-Valla mı?İşte böyle mal gibi 'valla mı?' der kalırsın. Arkadaşım lütfen iki basit olaydan büyük bir aşk damıtan, imbik gibi kankalarınızın sözüne kanmayın. Kız size bakıp güldü diye, sizi kızın yanına koşturan kankalara prim vermeyin. Bugüne kadar bir aşk yoktur ki kankaların doğru tespitleri sonucunda başlamış olsun. Bunların aklına uyup da ilişkiyi başlamadan öldüren kaç genç var farkında mısınız? Bunları dinleyin, he deyin, tamam deyin ama lütfen bunların sözüyle hareket etmeyin, lütfen senden kalem mi istedi?-Evet-Kendininkine ne olmuş?-İyi yazmıyor dedi-Neeeyy? bahaneye bak, senin olmak istiyorum dememiş de…-Olm ne alakası var lan?-Çok alakası var, o kız sana yanık hoca benden amk!-Sen bilirsin, bekle de kız başkasına gitsin...-Ciddi misin olm?Biriniz de şu gaza gelmeyin lan, biriniz de… 2. Aşkını "Çelik Erişçi" ile yaşayan mazlum nesil 18-20’li yaşlarındaki aşkları 95 yılına denk gelen nesildir, benim neslimdir. Şimdi seçenek çok bol ama o zaman biz Çelik Erişçi’nin hercai, dilberim, bu şehrin ışıkları, vb. şarkıları ile aşkımızı yaşamaya çalışırken, Kenan Doğulu’nun 'kurşun adres sormaz ki', Zafer Peker’in 'diyemedim' şarkıları ile efkarlanıyorduk. Lan eşimle benim 'bizim şarkımız' dediğimiz şarkıydı; kurşun adres sormaz ki. Eşime aldığım ilk hediye Çelik’in 95 albümüydü. Dilberim şarkısı marştı lan dilimizde. Zor yıllar geçirdik olm biz. Eğer birazcık olsun haline üzülünecek bir nesil varsa o da aşkını Çelik, Kenan, Zafer üçlüsüyle yaşamak zorunda kalan benim düğünümde ilk dans şarkım Hercai’ydi Allahsızlar… 3. "Tabii git aşkım biz her zaman görüşüyoruz..." Liseden, üniversiteden, mahalleden arkadaşları, vs. ile görüşeceğini söyleyen erkeğe sevgilisinin vereceği cevaplardan olmuş 2015 hala bu sözün altındaki anlamı çözemeyip, görüşmeye giden erkeklerin olması beni üzüyor. Eğer sevgiliniz arkadaşlarınız ile görüşme talebinize, 'tabi git', 'gitmezsen üzülürüm', 'ne demek tabi görüşeceksin', vb. cevaplar veriyorsa kız isteme hazırlıklarına vakit kaybetmeden başlayın. 4. Aşka küsmüş erkek karizması Aslında yoktur ancak erkeklerin hemen hemen hepsi böyle bir karizmanın olduğuna inanır. Kızlara “ben çok darbeler aldım, artık aşka inanmıyorum” demenin bütün kızları histerik bir şekilde etkileyeceğini düşünmektedirler. Gizem adamı kavramının altında yatan karizmatik anlayış bu karizmayı külliyen inkar etmek biraz güç, çünkü kızların yaralı, göçmüş, yıpranmış erkekleri tekrar hayata kazandırma yolunda çalışmalar yaptığı bir gerçek. E haliyle bundan istifade etmek isteyen erkeklerin olması da son derece doğal. Ancak aşkı arayan bir erkeğin aşka küstüm ben yaklaşımında bulunması da bir o kadar enteresan. Netice olarak insanlığın var oluşundan beri erkek bünyesinde mevcut olan bir karizma bu. Deniz kıyısında uzun pardösüsü ile sigara içen erkek, barda tek başına bir köşede içkisini yudumlayan erkek, yağmur altında ıslanarak yürüyen erkek, meyhanede kapat şu şarkıyı diye inleyen bir erkek görürseniz bilin ki karşınızda aşka küsmüş bir erkek var. Ya gidip teselli eder, istediğini verirsiniz ya da bırakırsınız hep küs kalsın. Ama sanmıyorum ki uzun süre aşka küs kalsın. Aşkı bulmak için aşkı feda edecek kadar ermiş başka bir canlı türü var mı? Bir şeyi elde etmek için önce ondan vazgeçeceksin! 5. Aşkı için divane olanların hep erkekler olması sorunsalı Bilinen en eski hikayeden alıp günümüze kadar getirdiğimiz aşk hikayelerinde, günlük hayatta şahit olduğumuz ilişkilerde, film aşklarında, aşkı uğruna deli divane olan, kendini dağa taşa vuran, homeless, derbeder, berduş olanların hep erkekler olması sorunsalıdır bu. Bakın Leyla ile Mecnu'na, Mecnun'dur çöllerde sürünen, Leyla sarayda onu bekler, bakın Ferhat ile Şirin'e, Şirin yine sarayda otururken dağları delen Ferhat'tır. Aşk erkeği daha çok dağıtır. Çünkü aşkta esas aşkı yaşayan erkektir. Hiç kimse yoo, hayır falan demesin. Kadın erkek ilişkilerinin büyük çoğunluğunda duygularıyla hareket eden, kendini aşkına adayan erkektir. Kadın ilşikinin mantık yanıdır, romantizmi, duygusallığı, omza yatıp uyumayı seven kadınlardır doğru ama bu imkanları yaratan erkektir. Erkeğin romantik olmadığı, yontulmamış odun gibi olduğu söylenir, külliyen yalandır. Bunlar tamamen kadının beklentisi ile şekillenen şeylerdir. Şimdi düşünün Ferhat mantıklı davransaydı ve 'dağları delmenin mümkünatı yoktur, adam akıllı bir şey isteyin yapayım' deseydi ne olacaktı? Ferhat ile Şirin diye bir aşk hikayesi olacak mıydı? Aksine 'kazma Ferhat' olacaktı, kızlar 'hah işte tam bir erkek davranışı' diyecekti. Şirin ne yaptı peki? Bu hikayeye girmek için sarayda beklemek dışında Şirin ne kattı bu aşka? Durduğun yerden senin için dağları delen bir adamı sevmek o kadar kolay ki anlatamam, ama niye aşkı için sadece Ferhat çırpınıyor? Bakın filmlere erkek hep yapmadığı şeyler için eleştirilirken, kadınlar yaptıklarından dolayı göklere çıkarılıyor. İsyanım var benim buna. Erkeklerin yapmadıklarıyla, kadınları yaptıklarıyla değerlendirilmelerine kızıyorum. Sen erkeğin sırtına dağları yükle sonra bir çakıl düşürdün diye ona kazma de, kadın sırtındaki çakılı taşıyor diye onu ilişkinin yıldızı ilan et. Kabul edilir şey değil. Aşkı için divane olmak erkeğin göreviymiş gibi bir algıyı reddediyorum. Masallarda bile huzur yok. Sen şatoda bekle adam ejderhaları öldürsün, Kaf dağını aşsın, senin için olmayan elmaları toplasın gelsin. Sonra çoraplarını odanın ortasında bırakıyor diye adama öküz de sen!Kabul etmiyorum. Kadın erkek ilişkilerinde romantik olan, ilişkisi için kendini ortaya koyan, düşünceli olan erkektir. Kadın sadece erkeğin yarattığı bu ortama uyarak mükemmelmişçesine bir portre çizer. Oysa kadınlar bilmezler ki erkek ilişkiyi oraya getirmese onların dahil olacağı bir ilişki olmayacaktı. Netice olarak aşkı için derbeder olanlar nedense hep erkeklerdir. Kadınların ben hiç çölde Ahmeeet Ahmeeet diye gezdiğini görmedim. 6. Biten her aşka hata gözüyle bakmak Resmin bütününü görememektir. Aşkı bir kompozisyon olarak ele aldığımızda sadece sonuç kısmına göre değerlendirme yapmaktır. Giriş ve gelişme bölümünde insana verdiği mutluluğu, iç huzurunu, uykusuz geceleri, onu görme hayallerini göz ardı etmektir, haksızlıktır. Biten her şeyin kötü olacağı yanılgısıdır. En kötüsü de zaman kaybı olarak görmektir. Biten aşkın karşı tarafına acımasızca saldırmak, onu yaftalamaktır. İyiliklerini, güzelliklerini, kişinin kendisine kattıklarını görmezden gelmektir. Biten her aşk hata değildir, esas itibariyle aşk hata değildir. Yaşandığı an itibariyle kişinin hayatının hemen hemen tamamını işgal eden bir duyguya hata demek kişinin kendisini reddetmesidir. İnsanın en kolay kabullendiği hatasıdır aşk ama ne yazık ki o da hata aşklar ardında bıraktığı göz yaşlarıyla ölçülür ve değerlendirilir. Oysa bu yanlış bir değerlendirme kriteridir, aşk büyük bir tabloysa fırça darbeleri, renk seçimleri, kullanılan teknik, içinde bulunduğu akım ile bir bütün olarak değerlendirmelidir. Kişi her aşkının altına imzasını atabilecek kadar benimsemelidir aşkını, bitmiş olsa ermek doğanın kanunu, sona erdi diye bir şeyin hata olduğunu söylemek inkardır, ötesi olan aşkım bittiAma sana olan aşkım yüzdendir her kadına Senmişsin gibi bakmam,Her kadında senden bir parça olan aşkım bittiAma bendeki aşkın yüzdendir hala kör olmam. 7. Sevgiliyi grup içerisinde eden piç Grup deyince aklına 'grup seks' gelen arkadaşlar bu yazının devamını okumasın lütfen. Sevgilimizi, kız arkadaşımızı yazıyoruz buraya, 'aha seks dedi', 'aha sevişme diyecek' diye bekleşmenin alemi yok, biz de insanız. 5-10 kişilik arkadaş grubu ile bir yerlere gitmişsiniz, eğleniyorsunuz. İçkiler içiliyor, sohbetler ediliyor. Derken Esteban'ın birisi sevgilinize, samimiyetinden güç alarak takılmaya başlıyor. sevgilinizin de sazanlığı o gün üzerinde, cevap veriyor bu iblise. Adamın sevgilinizi nereye çekmek istediği aşikar, siz görüyorsunuz ama sevgiliniz olacak o naif, o saf, o salak gidişatı görmüyor, göremiyor. Şimdi grup içinde müdahale etseniz, 'beni savunmana gerek yok Ekrem!' deyip sizi edecek, akşama sevişme yalan olacak, e ama müdahale etmezseniz evladı harcayacak güzel kızı. Derken Esteban sevgilinizi grubun içerisinde piç ediyor, ediyor, yükselen kahkahalara eşlik edemiyorsunuz, sevgilinizi teselliye yöneliyorsunuz. Gülen tek tek bakıp, intikamınızı alacağınızı belli ediyorsunuz. Sonra intikam aldığınızı düşündüğünüz bir vakit, yine Esteban çıkıyor sahneye; 'ben bunun sevgilisine laf soktum ya, ne yapacağını şaşırdı la bu ahıahıahı' diyerek sizi de atıyor. Atmıyor mu? atılmadınız mı? senin a..na koyim ben Esteban. Ağızlarıma 8. Yatağına kahvaltı götürdüğünüz sevgilinin "günah" diye geri çevirmesi Romantizm açısından içler acısı, dini açıdan doğru bir yaklaşımdır. Şimdi arkadaşım anam beni “sofraya yakın olan Allah’a da yakın olur” diye diye büyütmüş, yatağa getirilen kahvaltının neresine yakın durayım ki Allah’a yakın olayım? Yattığın yerden yemek yemene, kırıntılarını nevresime dökmene hiç girmiyorum dikkat üç harfliler kırıntılarla besleniyormuş, sabah yatakta kahvaltı et, akşamına seviş, gece götünü devir uyu. Neresinden bakarsan bak günah, cin boğması da cabası. Bu noktada sevgilinize katıldığımı belirtmeden edemeyeceğim. Önceki akşam tepiştiğin nevresim üzerinde sabah peynir, zeytin yemek sana dokunmuyor mu? Ecnebilerden görüp romantizm devşirmenin alemi yok. 9. Tartışılan sevgilinin telefonunu kankasının açması -A..alo..alo Merve dinle lütfen-Ben Merve değil, Aylin-Hah Aylin Merve’yi versene ya telefona-Seninle konuşmak istemiyor erkan arama lütfen-Ya sen bi versene…bu onun telefonu değil mi?-Öyle evet ama seninle konuşmak istemiyor-Ya Aylin lütfen bak önemli-Kapatıyorum ama lütfen artık-Ya aylin…lan a..na kodumun Aylini alo!!!Siz telefonda olduğunuz için bilmezsiniz size tarif edeyim ben sevgilinin odasının o anki halini, sevgili bir köşede, sandalyenin üzerine tünemiştir, ayaklarını karnına çekmiş, kıçınd pazen pijaması olduğu halde pür dikkat kankasını dinlemektedir. Kankasının her “hayır” deyişinde kafasıyla “aferin devam et, hep böyle” tadında küçük onaylar göndermektedir. Tırnağını yer bir yandan, bir yandan sizin telefonun öbür ucunda kıvrandığınızı gördükçe güler, keyiflenir. Telefonu kapattıktan sonra “ne dedi?” diye sorar kankaya, cevap ne olursa olsun tepkisi “oh olsun, daha çok sürtecem ben onun burnunu” olur. Tartışılan sevgilinin telefonunu kankasının açması hiç hayra alamet bir durum değildir. Düzelme ihtimali olan ilişkini bitirme noktasına getirebilirsiniz. Çünkü bu a..nakodumun kankaları ss subayı gibidir, mahkeme duvarı suratlıdır. Ne derseniz deyin kıramazsınız bunlardaki “sevgiliyi telefona vermeme direncini”. Sanki zamanında size akıl veren, taktikler öğreten bu değilmiş gibi şimdi size bir piç gibi davranır. İçinde biriktirdiklerinin acısını çıkarır sizden. Hatta bazen sevdicek dayanamaz 'tamam ver ya telefonu, bakayım ne diyor' diyecek olur da bu terbiyesizler ona da engel olur sevgilinizi eliyle iti itivererek. Bir tartışma sonrasında sevgilinizin telefonunu kankası açarsa, yanlış numara deyip kapatın. Yoksa 1 olan sinirinizi, üzüntünüzü 100 yapar bunlar. “Niye arıyorsun Merve’yi” der, “ne yapacaksın Merve’yi” der, “aramanı istemiyor” der, sizi bırakır. Büyük lafı dinleyin, sevgilinizin telefonunu kankası açıyorsa hiçbir şey demeden usulca telefonu kapatıp dinlenin Aylin kapatma lütfen…Aylin-He söyle-Ya Merve orada mı?-Ne yapacaksın Merve’yi?-Şeyime takacam, la mal ne yapacam konuşacam….alo, alo Aylin?-dıııııııııııııııııtTemsili Resim AYLİN 10. Sevgilinin yavaş yavaş ev kadınına dönüştüğü gerçeği İster çalışıyor olsun, ister işsiz olsun her kadının geçirdiği bir evrim sürecidir ev kadınlığına gidiş süreci. Ve eğer siz eşinizle belli bir süre sevgili olarak birlikte olmuşsanız bu şaşırtıcı sürece tanıklık edebilirsiniz. Sizinle kayalıkların üzerinde içki içen, sabahın dördünde körkütük sarhoş eve dönen, Mutfak tezgahında sevişen sevgili yavaş yavaş mutfak tezgahını çamaşır suyu ile temizleyen biri haline dönüşür. Hep erkekler için söylenen “sen çok değiştin” lafının ifade ettiği süreci kadınlar ev kadınına dönüşerek yaşarlar, çok göze batmadığı ve şikayet edilecek pek fazla husus barındırmadığı için de erkekler tarafından evlendikten sonra değişen erkek değildir, kadının ev kadını algısına sahip olmasıdır. Erkek bekar hayatında neyse odur aslında ama kız artık evinin hanımıdır, bu değişiklik onun algılarında köklü bir değişikliğe sebep olur ve önceden yerdeki çorapları görmeyen kadın evlendikten sonra çorap avcısı olur çıkar. Bu süreç beraberinde annesinden ayrı geçirdiği yıllarda körelmeye yüz tutmuş anne klişelerinin de geri çağrılmasına sebep olur. Bir bakmışsınız “aşkım gömleğim nerede” dediğiniz sevgiliniz size “nerede çıkardıysan oradadır” demeye başlamıştır. Ürkütücü bir dönemdir bu. Hafta sonu temizliklerinin, bayram temizliklerinin, ev baklavalarının, böreklerin, düzenli ütü işlerinin, çamaşır suyunun hayata girdiği bir evredir. Değişmeye direnen erkeğin karşısında, anne algılarıyla donanan kadın yepyeni haliyle kozasından çıkar ve çocuk istiyorum der. Bu artık ev kadınına dönüşmüş olan sevgilinizin yeni bir koza örmeye başladığının habercisidir. Bu kozadan karşınıza bir anne çıkacaktır haberiniz yanına kalın bir şeyler al hava soğuk anne de geldi… Bonus - Ebru Gündeş'in "ölümsüz aşklar" klibindeki tanışma Kendine güveni, ilişkiye açık olmadaki aşırı uçları, ilk görüşte aşkı etkileyici bir dille anlatan, izleyen de 'olm ben de yaparım lan bunu' hissi uyandıran ancak yıllar içinde edinilmiş tecrübelerle gerçekleştirilmesi mümkün olan tanışma kız kalp çizmiş, içine adını yazıyor. Bir bakıyorsun ki erkek kısmı boş. Buraya da benim adımı yazalım mı diyorsun ve hop ölümsüz aşk başlıyor... Bak bir isim yazmayla olay nerelere geldi... - 1138 Güncelleme - 1138 ABONE OL ERKEKLER birbirinden öğrendikleriyle, inanılmaz özelliklerine özellik katmaya devam ediyorlar. Erkek-kadın bilmecesi kendini gittikçe içinden çıkılmaz bir labirent haline dönüştürüyor. Bunu çok defa hissetmiştim aslında. Ama yaşadığım şeyin tam olarak ne olduğunu bilemiyordum. Konunun üzerinde çok fazla durmamıştım. Taa ki, arkadaşlarımdan biri tabii ki erkek! Twitter’a kadın tavlama ve ayrılma sanatıyla ilgili bir şeyler yazana kadar. Okuduklarıma inanamadım. Kafamda ki ampul giderek daha yüksek voltajda yanmaya başladı. Bir kadın olarak çok sinirlendim. Ama en azından daha önce düştüğüm durumlar açıklığa kavuşmuş oldu. Yazan tam olarak şuydu “Bir kadını baştan çıkarabilmek sanatsa, onu sessizce terk etmek bilgeliktir!” “Neeeeeeeee!!!” diye bir çığlık atıverdim. Kadını baştan çıkarma sanatına ayrıca başka bir yazımda değineceğim. O da hani ayrı mevzu... KİM TERK ETTİ? Hani biz kadınların “Aman üzülmesin, biraz daha beraber olalım. Belki de ben yanılıyorum” durumlarına benzemiyor bu sessiz ayrılıklar. Hemen işin peşine düştüm. Birkaç yakın arkadaşım bana bu konuda yardımcı oldular. “Evet, ne yani bunu bilmiyor muydun?” dediler. Hepsinin haberi varmış oysa. “Bu nasıl bi iğrençlik” dedim. “Ne var, bence bir kadından böyle ayrılmak en rahatı” dedi bir tanesi. Tabii ki arkadaşlarımın hepsi erkekti! Uzun uzun kendi ilişkilerimi düşündüm. Çoğundan ben ayrılmıştım güya ama bu son durumdan sonra işin aslında hiç de öyle olmadığını anladım. Hani sevgilinizin gözlerine bakıp ondan ayrılıp, ayrılmama kararı aldığınız bir dönem vardır ya... Hani “Yok canım aslında çok şeker ve onu seviyorum, ama bana bu ara iyi davranmıyor, beni şımartmıyor, hep evde duruyoruz, hiç dışarı çıkmıyoruz” diye diye kendinizi yediğiniz dönemler... Bir türlü karara varamadığınız, geceleri sabah eden o karışıklık var ya... Ben o karışıklığın sebebini hiç anlamazdım. Durup dururken neden çekip gitmek istediğimi, neyin ters gittiğini anlayamaz, sonradan da ayrılma talebinde bulunurdum. Karşımda da şöyle bir cevap belirirdi “Haklısın canım, sen daha iyilerine layıksın. Bence de ayrılmamız en iyisi.” “Neeeeeeee! Neden üzülmüyor, neden bir şey söylemiyor, neden gitme demiyor?” Çünkü aslında o sizden ayrılalı çok olmuş. Siz sabah akşam kendi çapınızda “Ben bu ilişkiden neden sıkılıyorum” diye kara kara düşünürken, o kendince bir plan yapmış bile! Sizin canınızı o kadar sıksın ki siz de onu yük altında bırakmadan, vicdan azabı çektirmeden çekip gidin. Ha bir de bütün vicdan azaplarını siz yüklenerek gidin. İş oralara gelene kadar sizin zaten hiçbir şeyden haberiniz olmadığından, kız arkadaşlarınıza “Ben ayrıldım ama iyiyim” demeye devam edin. KENDİNİZİ SUÇLAMAYIN Sessizce ayrılan erkeğin kadın üzerindeki belirtileri neler? Geceleri yatağınıza yattığınızda “Sahi ben bu adamdan neden ayrılmıştım?” derken buluyorsanız kendinizi. Gelecek hayallerinizi düşünüp gözleriniz ıslanıyor mu? Beni gerçekten sevdi mi? Beni ayrıldıktan sonra neden aramadı? Benimle barışmak için hiçbir eylemde bulunmadı” diyorsanız sessizce ayrılan bir erkekle karşı karşıyasınız. Hele ki “Benden daha iyilerine layıksın” cümlesini duyduysanız, anlayın ki erkeğinizin size oynadığı sinsi bir planın içindesiniz. Kendi istek ve arzularını size bile söyleyemeyen bir adamla karşı karşıyasınız. Sonradan kendinizi suçlayıp durmayın diye yazıyorum bu satırları. Hem bu sessiz ayrılışlar öyle göründüğü kadar da kolay olmuyor. Adam sizden ayrılmak istediğinde bunu gözünüze soka soka belli etmiyor. Ufak ufak başlıyor plan yapmaya. Arkasını da sağlama alıp siz gittiğinizde yalnız kalmayacağı planlara da başvuruyor. Siz giderken canı ufacık bile yanmasın diye belki de aylarca plan yapıyor. Bu sırada sizin ondan gelen soğukluğu fark etmeniz sonucunda oluşabilecek herhangi bir kaosa sebebiyet vermemek için işlerini bahane ediyor. Kadın “Neden sessizsin sevgilim?” Erkek “Bugün biraz yoğundu.” ne ile yoğundu acaba? Kadın “Dışarıda bir şeyler yiyelim mi?” Erkek “Ben yedim. Evde otursak bu gece.” nerede ne yediyse Kadın “O zaman gel film almaya gidelim?” Erkek “Evde var bir sürü film işte.” Kadın “Haaa! Ben niye sıkılıyorum bu adamdan acaba? Sessizce terk edilmiş olabilir miyim?” Güzin Abla, küçüklüğümden beri insanlar karşısında güçlü durmaya çabalayan biriyim ben... Özellikle de babam beni takdir etsin diye çok uğraştım. Ama olmadı, çok fazla hata yaptım. Sevdiğim erkeğin beni terk etmesinden sonra kendimi kaybettim. Evli, bekar, yaşlı, genç demeden karşıma kim çıkarsa beraber oldum, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam ettim. Bu arada hayatıma duygusal anlamda kimseyi almadım. Yaptıklarımın neredeyse yüzde 90’ından çevremin haberi olmadı. Her şeyi gizli yaşadım, gittikçe ruhsuzlaştım. Bu şekilde davranarak erkeklerden üstün olduğumu hissediyordum. Ben emlak işiyle uğraşıyorum ve etrafımda birçok erkek var. Buna rağmen kendime doğru düzgün ilişki yaşayacağım birini bulamadım. Ben bir şey demediğim halde anlıyorlardı sanki nasıl bir kız olduğumu. Dolayısıyla bana hep o şekilde yaklaştılar. Kendimi korumaya çalıştıkça daha da battım. İki işyeri değiştirdim, ikisinde de aynı sorunu yaşadım. Şu anki işyerimde de durum farklı belki yine biriyle beraber olurum, bunu zorla da değil kendi isteğimle yaparım. Geleceğim konusunda hiçbir fikrim yok. Arada birini bulup evlensem bile onu da aldatırım eminim. Artık duygularımı yok ettiğimin de, hayatımın geri gelmeyeceğinin de farkındayım. Uzun zamandır hiç ağlamadım, hiç içten aram iyi, artık eskisi kadar hata yapmıyorum. Yine de hayatıma giren birçok yeni kişi var. Kısacası Güzin Abla, öyle bir bataklıktayım ki, ne kurtuluşum var ne de umudum. ◊ RUMUZ KADERİM BUYMUŞ YANITSevgili kızım, içimden bir ses ailenden yeterli sevgiyi, ilgiyi görmemen nedeniyle böyle sorumsuz bir hayata başladığını söylüyor. Neden baban dahil tüm erkeklere karşı güçlü olman gerektiği düşüncesine kapılmışsın? Neden istediğin o güce seks aracılığıyla kavuşabileceğine inanmışsın? Bu nasıl bir duygu ve düşüncedir?Asla mutluluğu bulamadığın bu döngüde, kendi kendine bu eziyeti yaparak ne kazanacağını düşünüyorsun?Sevdiğin genç tarafından terk edilmenin ardından başlayan bu anlamsız değişimin kökeninde yatan neden, sadece terk edilmek olmasa gerek. Ailenle ilişkilerinde ters giden bir şeyler olmalı. Yaşadığın hayattan hiç hoşlanmadığın halde kendini durduramamanın, sana yaklaşan erkekleri reddetmeyip neredeyse hepsiyle ilişkiye girmenin kökeninde mutlaka çocukluğuna dayanan bir ruhsal travma olmalı. Umarım, bu durumunu kader gibi kabullenmekten vazgeçip bir an önce bir uzmandan yardım gencin arkadaşı bana âşıkSevgili Güzin Abla, ben endüstri meslek lisesinde okuyan bir kızım... Hoşlandığım bir genç var. Ama onun arkadaşı da bana âşık. Bunu hoşlandığım gence açık açık söylemiş. Defalarca benimle de konuşup açılmak istedi ama oralı olmadım, yüz vermedim kendisine. Hoşlandığım genç de istemediğimi biliyor doğal olarak. Şimdi geleyim asıl konuma. Bir zamanlar hoşlandığım genç bana bakıyordu. Ama ben kayıtsızdım. Ne zaman ki arkadaşının duygularını öğrendim, ben de ondan hoşlanmaya başladım. Şimdi sık sık göz göze geliyoruz. Sizce hoşlandığım genç o arkadaşına rağmen açılır mı bana, yoksa içine mi atar? Sizce ne yapmalıyım? Kavga etmelerini de istemem benim yüzümden... Kafam çok karışık.◊ RUMUZ HOŞLANMAKYANITGenç bir erkeğin böyle durumlarda nasıl davranacağı belli olmaz güzel kızım. Senden hoşlanıyor olsa bile, arkadaşının duygularından dolayı sana açılmak istemeyebilir. Bir bakıma arkadaşı ile senin aranda kalmaktan duygularını kendisiyle paylaşan arkadaşına ihanet etmiş olmamak için senden uzak nedenle senin ona açılman pek uygun olmaz. Çünkü olur de duygularına karşılık vermezse, senin için büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Henüz çok gençsin. Aranızda ciddi bir yakınlık da olmadığına göre her ikisinden de vazgeçmen en uygunu. Tabii bu arada hoşlandığın genç, beklenmedik bir şekilde sana gelip açılmaya karar vermezse... sessizliğe boğulan konuşmamak üzere susar ne sesinizi duyar ne de ses verir. sonsuzluğa uğurlamanızı bekler onu, ya da hiçbir şey beklemez. sadece gitmek istiyordur, diyecek tek kelime bile bulamamıştır. gidiyorum bile diyemicek kadar güçsüz ya da hiçbir şey demeye gerek duymayacak kadar güçlüdür. siz bozmazsanız asla bozulmayacak bir sessizlik bırakır arkasında. susmak ne zormuş sevgili, sen her şeyi başarabildiğin gibi bunu da başarabiliyorsun. marcel proust'un -hak verilecek- yorumundan payını alacak terk etmiş sevgilidir. "insan terk ederken bir sebep gösterir. bunu söyler. karşısındakine cevap hakkı tanır. öyle durup dururken gidilmez. yok, çocukluk bu." kimi türk filmci yaklaşımlara ve duygusal arabesk ve hatta hayatın tüm çilesini çekmiş genç ve orta yaşlı insanlara göre aslında 'çok şey söylemiş sevgilidir o' diye söylenebilir ama aslında bir şey demeden siktirip gitmiştir...büyük ihtimal suçludur,ya da karşıdaki suçludur..durduk yere niye gitsin amk adamı şimdi, adamı meraklandırıyorsunuz. edit bu gün çok küfür ediyorum mazur görün,hiç bir şey demeden çekip giden bir sevgiliye sahibim lanet olsun. daha önce hiçbir şey demeden giden sevgililerin sevgilisi olmuştur. bu yüzdendir ki, artık ayrılık öncesi üzen, kafa yoran diyaloglara girmek istemez. ayrıldık mı biz şimdi durumlarına girebilir karşıdaki... en iyisidir. susmak çok şey anlatır bilen sevgilidir. duymasa da arkasından söylenecek üç kelime.. allah belanı versin'dir. hiçbir şey demeden gelen sevgiliden daha çok sevilendir. yeri bir türlü doldurulamayan, belki de doldurulamayacak olandır. sevgilisine saygısı olmayan sevgilidir. bi ihtimalde söyleyecekleri tükenmiştir. karşısındaki nato kafa nato mermerse çözümü sessiz sedasız çekip gitmek de bulmuştur. yine de haksızlık etme, 'ben seni sevmiştim de olmüyür' falan de öyle çek git. bir gram can yakmayandır. koskoca 1 yıl geçirmişiz ve hiçbir şey demeden çekip gitmekte sakınca görmemiş ise, ben mi onu düşüneceğim? onun bana olmayabilir ama benim kendime bir saygım var ve, bu saygısızlığı yapan insanı o günden beri düşünmüyorum, gidişi ve yokluğu bir gram canımı yakmadı, yakmıyor, aşk, sevgi dilenecek kadar düşmedik çok şükür. daha mantığımı köreltmedi ne aşk ne de başka bir duygu. hiçbir şey demeden gittin ama, bana bir soraydın "son bir lafın var mı" diye. siktir git demicem, bilirsin ne kadar naif olduğumu. sadece senin için duadır bi nevi, allah tam gönlüne göre verir inşallah. şöyle cüzdanı da kalın olsun ki tam sana layık olsun. hadi şimdi siktirgit. ne söylerse söylesin bir işe yaramayacağını bilen sevgilidir. içinden çok şey geçer ama ne çare, konuşup daha da üzüleceğine susup çekip gitmeyi tercih eder.. Rüzgar Fırtınaya Döndüğünde "…Ve kan dökülüyordu, şirket kasırgasıydı sürüp giden. Dünyanın hiçbir yerinde şimdiye dek görülmemiş bir kasırgaydı bu; gene de Chicago, dünyanın dört bir bucağından, daha çok erkek, daha çok kadın istiyordu." Bir kent höykürüyor, bir vampirin dişlerini andıran makine dişlilerinin arasından! Korkunç ve kararmış gözlerini, kadın erkek demeden en alttakilere, lanetlilere, hiçbir şeyi olmayanlara ve "hiçbir şey olanlara" de alacak gibiydi. Yükselen kentin yapıları kandan besleniyordu adeta; iş cehennemlerinde, kentin kalbine döşenen rayların arasında kalan canların her son nefesi kente can veriyordu . Kent yükseliyordu yükselmesine ya, insanlar tükeniyor, ölüyordu. Evet bildiğiniz anlamda eziliyor, hastalıktan düşüyor ya da ruhlarını teslim ediyorlardı karşılarındaki canavara KAPİTALİZM'e! Başka çareleri yoktu çünkü… ***Bin bir parıltı arasında resmedilen Kuzey çağırıyordu bizleri de. Savaş bitmişti ama şimdi de ayakta kalma savaşı vardı karşımızda; iki korkunç düşmanı; hastalık ve açlığı yenmek diğer savaştan da zor çağırıyordu bizleri, fırsatlar ülkesi yandan geldik; doğudan batıdan; kimimiz denizlerin ötesinden geldik. Bir milliyetimiz yoktu bizim. Her milliyettendik ve tek ortak yanımız hayatta kalabilme çabamız ve emeğimizden başka satacak bir şeyimizin olmamasıydı. Artık burada köleler yoktu; yaşantımız değişmemişti ama adımız değişmişti Proletarya! Köle değildik sadece, artık ücretli kölelerdik biz. *** Spies, Lingg, Engel, Parsons ve Fischer'lerinin hikâyesidir bu. Hepsi bizler gibiydi aslında insan! Hepsi bizim gibiydi İşçiydi onlar da. Ama bir farkları vardı her birimizden. Önderlerimizdi onlar. Biz dünyanın lanetlilerine yaşamımızın yazgı olmadığını anlatıyorlardı. Bu dünyadan çok başka "bir dünya"dan bahsediyorlardı Bir düş ülkesi belki. Orada ekmek sıcak, orada çalışmak kan değil, orada yaşamak çalışmak değil… Orada biz, insan. Ve öyle inanıyorlardı ki bu yiğit yoldaşlarımız davalarına, darağacına giderken bile vazgeçmemişlerdi inandıkları şeye bağlılıklarından. Onlar öldü demeyin sakın, bakın 19. yüzyılda ilk tınıları duyulan o ses şimdi bir senfonik sese dönüşüyor. Çağlayan bir sese nasıl öldü denilebilir? Evet, birkaç gün sonra Taksim Meydanı'nda, Kızılay'da, Kiev'de, Santiago'da, Ba Dinh'de, Concorde'da, Azadi Meydanı'nda ve daha nicelerinde yankılanacak yine o ses. Dünyanın lanetlilerine aynı şeyi fısıldayacak "Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz!" Spies, Lingg, Engel ve Fischer'lerinin hikâyesidir bu. Mizansen olarak yargılandıkları mahkeme karşısında da, darağacına giderken de yiğitti dördü de. Spies'in sözleri bizim yüzyıllardan öteye ulaşan sesimizdi "Öyle bir zaman gelecek ki, bizim suskunluğumuz, sizin bugün ipe çektiğiniz seslerden daha güçlü olacaktır!"11 Kasım 1887'de asıldılar. "Bu kentte tek kişi mutlu değil bugün." diye not düştü tarih sayfalarına. Ama bu sessiz fırtınanın daha ilk kıpırtılarıydı. Onların cenaze törenleri Amerika'da binlerce emekçiyi bir araya getirmişti. Amerika böyle bir sel görmemişti… Artık iş yorgunluğu ve dizginsiz sömürüden belini doğrultamayan proletarya başını kaldırmaya, onurlu evlatlarının açtığı yoldan tereddütsüzce ilerlemeye başlıyordu. Ummana akan bir nehir misali aktılar. Bu yüzyılların suskunluğunu tuzla buz eden bir gürültüydü, bu "Bizim suskunluğumuzdu…"Ama "Fırtına" durulmamış aksine dünyayı sarsmaya, dünyanın lanetlilerine "o düşü" taşımaya devam edecekti. Chicago'da kopan fırtına dünyanın dört bir yanında yankılandı. Ve o artık bir kasırgaydı; kalbi, bilinci ve düşleriyle tek vücut olmuş, bir sınıf olduğunun ayırdına varmaya başlayan işçilerin "sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya" düşünün somutlaşmış ilk ve arkadaşları daha doğmamış çocuklarına miras olarak onurlu bir mücadele bırakmış ve bu yolda tereddütsüzce "Yürüyün!" demişlerdi. Bu miras sadece öz çocuklarına değildi elbette, bu çağrı işçi sınıfının tüm evlatlarınaydı aynı zamanda. Kuşkusuz mirası devralan kuşaklar bunu layıkıyla ileriye taşıdılar; bazen durularak, sendeleyerek ama asla yere düşmeden, asla tereddüt etmeden… Paris sokaklarından, Moskova barikatlarına ulaşan bu ses şimdi bastırılmış olsa da biz dünyanın lanetlileri yeniden ayağa kalkacağımız o gün için and içiyoruz!...NOT "8 saat hareketini" ve 1 Mayıs'ın doğuşunu konu edinen Howard Fast'ın "Fırtınadan Sonra" adlı romanından esinlenilerek kaleme alınmıştır.

hiçbir şey demeden giden erkek