🕛 Fussilet Suresi 30 36 Ayetleri Meali

Bakara suresi, 83 ve Nisâ suresi, 36. ayetlerinin meali 07:00 04 Şubat 2020 Kur’an-ı Kerim mealinden Bakara suresi, 83 ve Nisâ suresi, 36. ayetlerinin mealini yazımızın devamından okuyabilirsiniz. FussiletSuresi 30-32. Ayet Tefsiri Yukarıda Kur’an’a karşı inatla mücadelelerini sürdürüp onun sesini boğmak ve etkisini önlemek için tertipler hazırlayan inkârcıların karşılaşacakları ağır cezalardan söz edilmişti; buradan 36. âyete kadar da müminlerin temel nitelikleri ve uhrevî ödülleri özetlenmektedir. FussiletSuresi. Hâ. Mîm. 1 (Kur´an) rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir. 2 (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır. 3 Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Diyanetİşleri Başkanlığı Kuran ı Kerim Türkçe Meali – Fussilet Suresi. Bismillâhirrahmânirrahîm. 1. Hâ Mîm. Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız. 2. Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir. 3. Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri FussiletKuran Merkezi ve farklı dillerdeki kanalları, Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı tarafından desteklenmektedir. Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü - İstanbul 1. Bölge Müdürlüğüne 6617 sicil numarası ile kayıtlıdır. 7 ayet: Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahireti inkar edenlerdir. 8. ayet: Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir ecir vardır. 9. ayet: De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir." Diyanetİşleri Meali (Eski) 30,31,32. "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Yesk. Meal Ayet Arapça وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Türkçe Okunuşu * Ve-immâ yenzeġanneke mine-şşeytâni nezġun feste’iż biAllâhis innehu huve-ssemî’u-l’alîmu 1. Ömer Çelik Meali Eğer şeytandan gelen bir vesvese seni kötülüğe kışkırtacak olursa hemen Allah’a sığın! Çünkü O, evet O, her şeyi hakkiyle işiten, her şeyi hakkiyle bilendir. 2. Diyanet Vakfı Meali Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın; doğrusu O, işitendir, bilendir. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah'a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali Şayed seni Şeytandan bir dürtüş dürtecek olursa hemen Allaha sığın istiaze et çünkü odur ancak işiden bilen 7. Hasan Basri Çantay Meali Eğer seni şeytandan bir dürtüş fitlerse hemen Allaha sığın. Çünkü O, senin sığındığını bizzat hakkıyle işiden, niyyetini, salâhını çok iyi bilendir. 8. Hayrat Neşriyat Meali Bununla berâber şeytandan gelen bir vesvese seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın! Çünki Semî' herşeyi işiten, Alîm hakkıyla bilen ancak O'dur. 9. Ali Fikri Yavuz Meali Eğer seni şeytandan bir dürtüş dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın; çünkü O'dur ancak işiten, bilen... 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Ve şayet seni şeytan tarafından bir vesvese bu afkârâne muameleden çevirmek isterse hemen Allah'a sığın. Şüphe yok ki, O'dur her şeyi bihakkın işiten, bilen O'dur. 11. Ümit Şimşek Meali Şeytandan sana bir kışkırtma geldiğinde Allah'a sığın. Çünkü O herşeyi işiten, herşeyi bilendir. 12. Yusuf Ali English Meali And if at any time an incitement to discord is made to thee by the Evil One, seek refuge in Allah. He is the One Who hears and knows all things. Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Fussilet Sûresi 36. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir. ❬ Önceki Sonraki ❭ إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَبْشِرُوا۟ بِٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ İnnellezîne kâlû rabbunâllâhu summestekâmû tetenezzelu aleyhimul melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bil cennetilletî kuntum tûadûntûadûne. Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki “Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” Diyanet İşleri Başkanlığı Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki “Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” Diyanet Vakfı Şüphesiz, Rabbimiz Allah´tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Haberiniz olsun ki Rabbimiz Allah´tır.» deyip de sonra doğru gidenler yok mu, onların üzerine melekler şöyle iner Korkmayın, üzülmeyin, va´dolunup durduğunuz cennet ile neşelenin! Elmalılı Hamdi Yazır Rabbimiz Allah´tır» deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin.» Ali Fikri Yavuz Gerçekten “- Rabbimiz Allah’dır.” deyib de sonra sebat gösterenler ve salih amel işliyenler var ya, onların üzerine ölüm anında veya dehşet halinde “- Korkmayın, mahzun olmayın. Vaad olunduğunuz cennetle neşelenin.” diye melekler inecektir. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Haberiniz olsun ki rabbımız Allah» deyip de sonra doğru gidenler yok mu onların üzerlerine şöyle melekler iner korkmayın, mahzun olmayın va´dolunup durduğunuz Cennet ile neş´eyâb olun! Fizilal-il Kuran Şüphesiz Rabb´imiz Allah´tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin!» derler. Hasan Basri Çantay Hakıykat Rabbimiz Allahdır» deyib de sonra doğruluğu iltizâm edenler yok mu? Onların üzerlerine Korkmayın, tasalanmayın, va´d olunduğunuz cennetle sevinin» diye diye melekler inecekdir. İbni Kesir Muhakkak ki; Rabbımız Allah´tır, deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanların üzerine melekler iner, onlara Korkmayın, üzülmeyin size vaad olunan cennetle sevinin, derler. Ömer Nasuhi Bilmen Şüphe yok o kimseler ki, Rabbimiz Allah´tır» dediler, sonra da istikamette bulundular, onların üzerlerine melekler ineceklerdir. Korkmayın ve mahzun olmayın ve size vaad olunmuş olan cennet ile müjdelenin!» diyeceklerdir. Tefhim-ul Kuran Şüphesiz Onlar Bizim Rabbimiz Allah´tır» deyip sonra da dosdoğru bir istikamet tutturanlar yok mu; onların üzerine melekler iner ve der ki; Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va´d olunan cennetle sevinin.» ❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeız billâhbillâhi, innehu huves semîul alîmalîmu. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Türkçesi Kökü Arapçası ve eğer وَإِمَّا seni dürtecek olursa ن ز غ يَنْزَغَنَّكَ -dan مِنَ şeytan- ش ط ن الشَّيْطَانِ kötü bir düşünce ن ز غ نَزْغٌ hemen sığın ع و ذ فَاسْتَعِذْ Allah’a بِاللَّهِ çünkü O إِنَّهُ O هُوَ işitendir س م ع السَّمِيعُ bilendir ع ل م الْعَلِيمُ Diyanet İşleri Başkanlığı Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Diyanet Vakfı Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah´a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Şayet seni şeytandan gelen bir dürtüş dürtecek olursa, hemen Allah´a sığın! O´dur ancak işiten, bilen. Elmalılı Hamdi Yazır Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah´a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir. Ali Fikri Yavuz Eğer seni şeytandan bir dürtüş dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın; çünkü O’dur ancak işiten, bilen... Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Şayed seni Şeytandan bir dürtüş dürtecek olursa hemen Allaha sığın istiaze et çünkü odur ancak işiden bilen Fizilal-il Kuran Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah´a sığın. Çünkü O, işiten ve bilendir. Hasan Basri Çantay Eğer seni şeytandan bir dürtüş fitlerse hemen Allaha sığın. Çünkü O, senin sığındığını bizzat hakkıyle işiden, niyyetini, salâhını çok iyi bilendir. İbni Kesir Şeytan, seni bir vesvese ile dürtecek olursa; Allah´a sığın. Doğrusu O; Semi, Alim olanın kendisidir. Ömer Nasuhi Bilmen Ve şayet seni şeytan tarafından bir vesvese bu afkârâne muameleden çevirmek isterse hemen Allah´a sığın. Şüphe yok ki, O´dur her şeyi bihakkın işiten, bilen O´dur. Tefhim-ul Kuran Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah´a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir? Fussilet Suresi, Kur'an-ı Kerimin 54. ayetidir. Mekke Dönemi'nde indirilen Fussilet Suresi, adını 3. âyette geçen ve Kur'an âyetlerini niteleyen "fussilet" kelimesinden almıştır. "Fussilet", "genişçe açıklandı" demektir. Sûre, ayrıca "Hâ Mîm es-Secde" diye de anılır. Sûrede başlıca hakka davet, batılda ısrar edenlerin uyarılması, vahyin insanlar üzerindeki ahlâkî ve manevî etkileri konu edilmektedir. Fussilet Suresi, "Hâ mîm" rumuzu ile başlayıp ardarda sıralanan 7sûrenin ikincisidir. Mekke devrinin sonlarına doğru mi'rac olayının ardından Mü'min Gafir sûresinden sonra nâzil olmuştur. Mekke devrinin erken dönemi sayılan Habeşistan'a hicret yıllarında nâzil olduğu yolunda bazı tahminler ileri sürülmüşse de Doğrul, s. 530 bunu destekleyen herhangi bir rivayet bulunmamaktadır. İsrâ sûresinden sonra inen sûrelerden olduğuna ilişkin rivayetler göz önüne alınarak hicretten az önce nâzil olduğu kabul edilebilir Şehhâte, I, 347.FUSSİLET SURESİ FAZİLETİİbn Âşûr'un Beyhak^'den naklettiğine göre Hz. Peygamber'in Tebâreke Mülk ve Hâ-mîm es-secde Fussılet sûrelerini okumadan uykuya yatmadığı rivayet SURESİ NUZÜLÜFussilet Suresi nuzülü, Mushaftaki sıralamada kırk birinci, iniş sırasına göre altmış birinci sûredir. Mü'min Gâfir sûresinden sonra, Şûrâ sûresinden önce Mekke'de inmiştir. "Hâ-mîm" harfleriyle başlayan ve arka arkaya gelen yedi sûrenin ikincisidir. FUSSİLET SURESİ KONUSUKur'an'ın, rahmân ve rahîm olan Allah'ın katından indirilmiş bir kitap olduğunu belirten açıklamayla başlayan sûrede, Mü'min sûresinde olduğu gibi büyük ölçüde iman konuları işlenmiş ve bu bakımdan Mekke putperestlerinin durumu; Peygamber, Kur'an ve İslâm karşısındaki inkârcı, inatçı ve baskıcı tutumları, özellikle Kur'an karşısındaki peşin hükümleri ve onun sesini boğma gayretleri, nihayet bütün bu davranışlarıyla nasıl bir âkıbeti hak ettikleri üzerinde durulmuş; yer yer geçmişteki bazı kavimlerin, kendi dinleri ve peygamberleri karşısındaki haksız tavırlarıyla bu yüzden başlarına gelen felâketlere dair uyarıcı mahiyette kısa bilgiler verilmiştir. Sûrenin özellikle 30-36. âyetlerinde Kur'an'ın, Allah'a iman temeline dayanan, daima dürüst olunmasını, insanlar arasında sıcak dostluğa, barış ve uzlaşmaya dayalı ilişkiler kurulmasını amaçlayan ahlâk öğretisi SURESİ ARAPÇA miner rahmanir fussılet ayatühu kur'anen arabiyyel li kavmiy ya' ve nezıra fe a'rada ekseruhüm fe hüm la kalu kulubüna fı ekinnetim mimma ted'una ileyhi ve fı azanina vakruv ve mim beynina ve beynike hıcabün fa'mel innena innema ene beşerum mislüküm yuha ileyye ennema ilahüküm ilahüv vahıdün festekıymu ileyhi vestağfiruh ve veylül lil la yü'tunez zekate ve hüm bil ahırati hüm amenu ve amilus salihati lehüm ecrun ğayru e inneküm le tekfürune billezı halekal erda fı yevmeyni ve tec'alune lehu endada zalike rabbül ceale fıha ravasiye min fevkıha ve barake fıha ve kaddera fıha akvateha fı erbeati eyyam sevael lis iles semai ve hiye dühanün fe kale leha ve lil erdı'tiya tav'an ev kerha kaleta eteyna kadahünne seb'a semavatin fı yevmeyni ve evha fı külli semain emraha ve zeyyennes semaed dünya bi mesabıha ve hıfza zalike takdırul azızil in a'radu fe kul enzertüküm saıkatem misle saıkati adiv ve caethümür rusülü mim beyni iydıhim ve min halfihim ella ta'büdu illellah kalu lev şae rabbüna le enzele melaiketen fe inna bima ürsiltüm bihı emma adün festekberu fil erdı bi ğayril hakkı ve kalu men eşeddü minna kuvveh e ve lem yerav ennellahellezı halekahüm hüve eşeddü minhüm kuvveh kanu bi ayatina erselna aleyhim rıhan sarsaran fı eyyamin nehısatil li nüzıkahüm azabel hızyi fil hayatid dünya ve leazabül ahırati ahza ve hüm la emma semudü fe hedeynahüm saıkatül azabil huni bima kanu necceynellezıne amenu ve kanu yevme yuhşeru a'daüllahi ilen nari fe hüm iza ma cauha şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsaruhüm ve cüludühüm bima kanu ya' kalu li cühudihim lime şehidtüm aleyna kalu entaknellahüllezı entaka külle şey'iv ve hüve halekaküm evvele merrativ ve ileyhi ma küntüm testetirune ey yeşhede aleyküm sem'uküm ve la ebsaruküm ve la cüludüküm ve lakin zanentüm ennellahe la ya'lemü kesıram mimma ta' zaliküm zannükümüllezı zanentüm bi rabbiküm erdaküm fe asbahtüm minel iy yasbiru fen naru mesvel lehüm ve iy yesta'tibu femahüm minel mu' kayyadna lehüm kuranae fezeyyenu lehüm ma beyne eydıhim ve ma halfehüm ve hakka aleyhimül kavlü fı ümemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins innehüm kanu kalellezıne keferu la tesmeu li hazel kur'ani velğav fıhi lealleküm lenüzıkannellezıne keferu azaben şedıdev ve lenecziyennehüm esveellezı kanu ya' cezaü a'daillahin nar lehüm fıha darul huld cezaem bima kanu bi ayatina kalellezıne keferu rabbena erinellezeyni edallana minel cinni vel insi nec'alhüma tahte akdamina li yekuna minel kalu rabbünellahü sümmestekamu tetenezzelü aleyhimül melaiketü ella tehafu ve la tehzenu ve ebşiru bil cennetilletı küntüm evliyaüküm fil hayatid dünya ve fil ahırah ve leküm fıha ma teştehı enfüsüküm ve leküm fıha ma min ğafurir men ahsenü kavlem mimmen dea ilellahi ve amile salihav ve kale innenı minel la testevil hasenetü ve les seyyieh idfa' billetı hiye ahsenü fe izellezı beyneke ve beynehu adavetün keennehu veliyyün ma yülekkaha illellezıne saberu ve ma yülekkaha illa zu hazzın imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeız billah innehu hüves semıul min ayatihil leylü ven neharu veş şemsü vel kamer la tescüdu liş şemsi ve la lil kameri vescüdu lillahillezı halekahünne in küntüm iyyahü ta' inistekberu fellezıne ınde rabbike yüsebbihune lehu bil leyli ven nehari ve hüm la yes'emun 37. Ayet secde ayetidir. min ayatihı enneke teral erda haşiaten fe iza enzelna aleyhel maehtezzet ve rabet innellezı ahyaha le muhyil mevta innehu ala külli şey'in yülhıdune fı ayatina la yahfevne aleyna e fe mey yülka fin nari hayrun em mey ye'ti aminey yevmel kıyameh ı'melu ma şi'tüm innehu bima ta'melune keferu biz zikri lemma caehüm ve innehu le kitabün ye'tıhil batılü mim beyni yedeyhi ve la min halfih tenzılüm min hakımin yükalü leke illa ma kad kıyle lir rusüli min kablik inne rabbeke lezu mağfirativ ve zu ıkabin lev cealnahü kur'anen a'cemiyyüv ve arabiyy kul hüve lillezıne amenu hüdev ve şifa' vellezıne la yü'minune fı azanihim vakruv ve hüve aleyhim ama ülaike yünadevne mim mekanim le kad ateyna musel kitabe fahtülife fıh ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudıye beynehüm ve innehüm lefı şekkim minhü amile salihan fe li nefsihı ve men esae fe aleyha ve ma rabbüke bi zallamil lil yüraddü ılmüs saah ve ma tahrucü min semeratüm min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa biılmih ve yevme yünadıhim eyne şürakaı kalu azennake ma minna min dalle anhüm ma kanu yed'une min kablü ve zannu ma lehüm mim yes'emül insanü min düail hayri ve im messehüş şerru fe yeusün lein ezaknahü rahmetem minna mim ba'di darrae messethü le yekulenne haza lı ve ma ezunnüs saate kaimetev ve heir rucı'tü ila rabbi inne lı ındehu lel husna fe le münebbiennellezıne keferu bima amilu ve le nüzıkannehüm min azibn iza en'amna alel insani a'rada ve nea bicanibih ve iza messehüş şerru fe zu düain eraeytüm in kane min ındillahi sümme kefertüm bihı men edallü mimmen hüve fı şikakım ayatina fil afakı ve fı enfüsihüm hatta yetebeyyene lehüm ennehül hakk e ve lem yekfi bi rabbike ennehu ala külli şey'in la innehüm fı miryetim mil likai rabbihim e la innehu bi külli şey'im mühıytFUSSİLET SURESİ TÜRKÇE Kur'an, Rahmân ve Rahîm olan Allah'tan bilen bir toplum için Arapça bir Kur'an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar ki "Ey Muhammed! Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O halde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız." ki "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay haline!" zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkar iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükâfât ki "Siz mi yeri iki günde iki evrede yaratanı inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir." dört gün içinde dört evrede, yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" onları, iki günde iki evrede yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın yüz çevirirlerse onlara de ki, "Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım." onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından3 gelmiş, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin" demişler, onlar da, "Eğer Rabbimiz dileseydi Peygamber olarak melekler indirirdi. Bu sebeple biz sizinle gönderilenleri inkar ediyoruz" kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, "Bizden daha güçlü kim var?" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da kavmine gelince biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih etmişler ve yaptıklarına karşılık, alçaltıcı azap yıldırımı onları ve Allah'a karşı gelmekten sakınanları düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla! cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik derilerine, "Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?" derler. Derileri, "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca ona döndürülüyorsunuz?"22."Siz günahları işlerken kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."23."İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O sizi mahvetti de ziyâna uğrayanlardan oldunuz." eğer dayanabilirlerse artık cehennem onların yeridir! Eğer Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işlemeye izin isteseler onlara izin onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz azap, onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana edenler dediler ki "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın." edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu giren inkârcılar şöyle derler "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar." "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki "Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilmekte olan cennetle sevinin!"31, 32."Biz dünya hayatında da âhirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'dan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var." çağıran, salih amel işleyen ve "Kuşkusuz ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan ve olgunluktan büyük payı olanlar şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla gündüz, güneş ve ay Allah'ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunanlar melekler, gece gündüz hiç usanmadan onu tespih varlığının delillerinden biri de şudur Sen yeryüzünü boynu bükük kupkuru görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz o, her şeye gücü hakkıyla konusunda yalanlama amacıyla doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o çok değerli ve sağlam bir ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi. De ki "O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor da anlamıyorlar." Biz Mûsâ'ya Kitab'ı Tevrat'ı vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur'an hakkında derin bir şüphe iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zerre kadar zulmedici ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O'na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O'nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O'nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, "Nerede bana ortak koştuklarınız?" diye seslendiği gün şöyle derler "Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok." önce yalvardıkları tanrılar onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını hayır mal, mülk, genişlik istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, olsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka "Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. And olsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azâptan nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya ki "Ne dersiniz? Eğer o Kur'an Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?" delillerini, kainattaki uçsuz bucaksız ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır. DOST Partisi Peygamber Arapça Mevla Dini Gündem Güncel Haberler Fussilet Suresi 36. ayeti ne anlatıyor? Fussilet Suresi 36. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Fussilet Suresi 36. Ayetinin Arapçasıوَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Fussilet Suresi 36. Ayetinin Meali AnlamıEğer şeytandan gelen bir vesvese seni kötülüğe kışkırtacak olursa hemen Allah’a sığın! Çünkü O, evet O, her şeyi hakkiyle işiten, her şeyi hakkiyle Suresi 36. Ayetinin Tefsiriİbn Abbas şu açıklamayı yapmıştır “34. âyette ifade edilen en güzel yol»dan maksat, öfkeliyken sabretmek ve kötülüğe mâruz kalındığında bağışlamaktır. İnsanlar bunu başardıkları takdirde, Allah onları muhâfaza eder, düşmanları da onların önünde eğilir ve candan bir dost gibi olur.” Buhârî, Tefsir 41/1 Yüce rabbimizin açıkça bildirdiği gibi elbetteki yilikle kötülük bir olmaz. İyilik kalplere pozitif enerji verir, kötülük kalbin nurunu söndürür, kuvvetini giderir. İyilik ve dürüstlük, gönülleri fetheden mânevî bir iksirdir. İyiliğin çok çeşitleri vardır. Kendimize yapılan kötülükleri affetmek bir iyiliktir. Kötülüğü affetmekle beraber, üstelik kötülük yapan o kişiye bir de iyilik yapabilmek daha faziletli bir iyiliktir. Esasen taşlaşmış kalpleri yumuşatıp eritecek, düşmanlıkları giderecek, kaynayan öfkeleri yatıştıracak ve en amansız düşmanları sımsıcak dost yapacak sır bunda gizlidir. Fakat bunu başarmak, konuşulduğu kadar kolay bir iş değildir. Bunu başarabilmek, büyük bir ahlâkî kemal, ruhî kıvam, sarsılmaz bir sabır ve yüksek bir fazilet ister. Güzel isimlerinden biri اَلْعَفُوُّ Afüvv yani “Çok Affedici” olan Cenâb-ı Hak kullarının affedici olmasını ister. Affetmeyi seven mü’minlerin örnek alınmaya değer kullar olduğunu bildirir. Çünkü onlar gerçekten de zor olan bir işi yapmış, nefislerini bertarâf ederek affedicilik ve ayıp örtücülük vasfını kazanmışlardır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur “Bununla beraber bir insan dişini sıkar, sabreder ve kendisine haksızlıkta bulunanı bağışlarsa, şüphesiz bu, nefse hâkimiyet, azim ve kararlılık gerektiren büyük bir fazilettir.” Şûrâ 42/43 Resûlullah buyurur “…Kul başkalarının hatâlarını affettikçe Allah da onun şerefini ziyâdeleştirir...” Müslim Birr 69; Tirmizî, Birr 82 “Gereğini yapmaya gücü yettiği hâlde öfkesini yenen kimseyi Allah Teâlâ, kıyâmet günü herkesin gözü önünde çağırır, hûriler arasından dilediğini seçmekte serbest bırakır.” Ebû Dâvûd, Edeb 3/4777; Tirmizî, Birr 74 Şahsına yapılan hatâlar karşısında sessiz kalmak ve onları affetmek, ilk bakışta bir âcizlik gibi görünse de hakîkatte fevkalâde yüksek bir haslettir. Kolayca affedivermek, günah ve kusurları muhâtabın durumuna göre ve kendine has bir metotla bertarâf etmek, Peygamberimiz en güzel ahlâkî hasletlerinden biri idi. O, kazandığı savaşlarda esir düşenleri affetmiş, kendisine karşı son derece kötü davrananlara bile güzel muamele, merhamet, şefkat ve âlicenaplık örneği sergilemiştir. Yine hatâ ve kusurları affetmenin de ötesinde, kötülüğe dahî iyilikle muamele edebilmek ve hattâ kötülüğünü gördüğü birinin ıslah ve hidâyeti için dua edebilmek, Resûlullah fârik vasfı idi. Tâif’te kendisini taşlayanlara ve Uhud’da mübârek dişlerini kırıp yüzünü yaralayanlara bedduada bulunmayıp hidâyetleri için dua etmesi, buna kâfî bir misâldir. Yine O’nun, getirdiği dînin izzetini korumak için Mekke’de insanların kahrolup gazab-ı ilâhî ile helâk olmalarını değil, her birinin hidâyetle şereflenmelerini istemesi, nice azgınların kurtuluşuna vesîle olmuştur. Resûl-i Ekrem bu yüksek ahlâkî ufkunu gösteren şu hadîs-i şerîf, müslümanlara ne güzel bir yol göstermektedir “İnsanlar iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız, şayet zulmederlerse biz de zulmederiz» diyerek her hususta başkalarını taklit eden şahsiyetsiz kişiler olmayınız! Lâkin kendinizi, insanlar iyilik yaparsa iyilik yapmaya, kötülük yaparlarsa zulmetmemeye alıştırınız!” Tirmizî, Birr 63/2007 Resûlullah bir gün “–Sizden biri, Ebû Damdam gibi olmaktan âciz midir?” buyurdu. Oradaki sahâbîler “–Ebû Damdam kimdir?” diye sordular. Resûl-i Ekrem Efendimiz de şöyle buyurdu “–Sizden önceki kavimlerden birine mensûb idi. Bana hakâret eden ve dil uzatarak gıybetimi yapan kimselere hakkımı helâl ediyorum» derdi.” Ebû Dâvûd, Edeb 36/4887 Hz. Ebubekir alakalı şu hâdise, kötülüğe sabırla mukâbele etmenin ve onun en güzel yolla savuşturmanın güzel bir misalidir Resûlullah ashâb-ı kirâmın arasında otururken, bir adam geldi, Hz. Ebubekir’e hakâretler ederek onu üzdü. Ancak Ebubekir sükût etti, adama cevap vermedi. Adam ikinci sefer aynı şekilde hakaret ederek eziyet verdi. Ebubekir yine sükût etti. Adam üçüncü sefer de hakaret edince Hz. Ebubekir adama hak ettiği cevâbı verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz hemen kalkıp yürüdü. Ebubekir arkasından yetişerek “–Ey Allah’ın Rasûlü, yoksa bana darıldınız mı?” diye sordu. Allah Resûlü “–Hayır” buyurdu. Sonra da şöyle devam etti “–Lâkin gökten bir melek inmiş, o adamın sana söylediklerini yalanlıyor, senin adına ona cevap veriyordu. Sen karşılık verip intikamını alınca melek gitti, onun yerine şeytan geldi. Bir yere şeytan gelince ben orada durmam!” Ebû Dâvûd, Edeb 41/4896 Bayezid-i Bistami’yle alakalı şu menkıbe, onun bu muhteşem güzellikte ve i’cazdaki âyetin mâna derinliğine ne ölçüde vakıf olup gereğini yapmaya çalıştığını ortaya koymaktadır Bayezid bir akşam mezarlıktan geçerken Bistam’ın ileri gelenlerinden birinin oğlu sarhoş bir halde saz çalıyordu. Gencin kendisine yaklaştığını gören Şeyh “Lâ havle velâ kuvvete illa billâh!” dedi ama bunu der demez kabadayı sazı şeyhin başına vurdu. Saz ikiye bölündü, Şeyh de al kanlar içinde kaldı. Şeyh zaviyesine geldi. Sabah olur olmaz sazın parasıyla birlikte bir tepsi helvayı hizmetçisine verip gence gönderdi ve ona şunu söylemesini tembih etti “Bayezid, akşam başında kırılan sazdan dolayı senden özür diliyor. Bu parayı al ve başka bir saz satın al. Bu helvayı da ye ki kırılan sazın derdi ve acısı gönlünden çıksın.” Genç bu durumu görünce geldi, şeyhin ayaklarına kapandı, tevbe etti ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Diğer bazı gençler de ona uyup Şeyh’in güzel huyu sayesinde doğru yolu buldular. Attâr, Tezkire, Trc. Süleyman Uludağ, İstanbul, 2007, s. 179 Hâsılı iyilik yapanlara iyilik, fenâlık yapanlara da fenâlık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, kötülük yapanlara karşı aynı şekilde mukâbelede bulunmayıp iyilik yapabilmektir. Zira iyilik yapılan kimse düşmansa dost olur; ortadaysa yaklaşır; yakındaysa muhabbeti ziyâdeleşir. Lâkin şunu da hatırlatmak gerekir ki, affetmek ve bağışlamak şahsa karşı işlenen suçlarda mevzubahistir. Bir suç, toplumu ilgilendiriyorsa, o zaman affetmekten çok ıslâhına çalışmak, âdil davranmak ve doğru ile yanlışı ortaya koymak îcâb eder. Zira böyle bir suçlu affedildiğinde, bunun daha büyük haksızlıklara yol açacağı muhakkaktır. O hâlde ben müslümanım diyenler, İslâm’ın bu güzel ahlâk ve fazilet anlayışını kendinden asla ayrılmaz bir meziyet halinde kuşanarak insanları hikmet ve öğütlerle Allah’ın yoluna çağırmaya devam etmelidirler Fussilet Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriFussilet Suresi 36. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan

fussilet suresi 30 36 ayetleri meali